William Godwin ve Anarşizm

William Godwin Hayatı

William Godwin, on üç çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak İngiltere’de Wisbech’te 3 Mart 1756’da doğmuştur. Babası John Godwin, bir rahipti. Ancak, cemaati ile aralarında dinsel konularda sık sık anlaşmazlıklar çıktığı için Debenham’a, bir süre sonra da Norfork yakınlarındaki küçük bir yer olan Norwich’e taşınmak zorunda kalmıştır. Burada rahip olarak çok az bir geliri olduğu için de geçinebilmeleri için babası özel dersler vermek zorunda kalmıştır. William Godwin, önceleri yaşlı ve aşırı dindar bir kadın tarafın özel eğitim almış, onun 1764’te ölümü üzerine ise değişik okullarda eğitim sürdürmüştür. Beş yaşında iken birçok İngiliz yazarların yapıtlarıyla kendisini eğitmiştir.

Hep rahip olmak isteyen Godwin, önceleri ”fahri” olarak rahiplik yapmış, sonunda 1780′ de Suffolk’da Stowmarket bir kiliseye atanmıştır. Ne ki, o da babası gibi cemaati ile anlaşmazlığa düşünce 1782 yılında Londra’ya taşınmış ve yazar olarak geçimini sağlamaya çalışmıştır. Bu arada yedi ay kadar yine rahiplik yapmış ama sürdürememiştir. Rahiplik yaptığı sırada inançlarında ve görüşlerinde köklü, radikal değişimler geçirmiştir.

1793’de Siyasal Adalet Üzerine Bir İnceleme adlı kitabı yayınlanınca özellikle Londra’nın radikal ve genç aydınlar çevresinde büyük bir üne kavuşan Godwin, 1797’de evlendiği Wollstonecraft aynı yıl doğum yaptıktan sonra geride bir kız bebek bırakarak ölmesiyle sıkıntılı günler yaşamaya başlamıştır. Bir yandan görüşleri nedeniyle belirli çevrelerin ağır eleştirileri saygınlığını sarsınca ve parasal durumu da kötüye gidince dostlarının da yardımıyla çocuklar için bir kitapevi açmış. Edward Baldwin takma adıyla çok sayıda çocuk kitapları yazmıştır. William Godwin bu on yıl boyunca başka yapıt kaleme almamıştır. On yılın sonunda yeniden yazmaya ve yeniden arka arkaya yapıtlar vermeye başlamış, durumunu da düzeltmiştir. Ancak,7 Nisan 1836 yılında Londra’da ölmüştür.

William Godwin’in Anarşist Düşüncesinin Temelleri

William Godwin, görüşlerini ” Siyasal Adalet Ve Ahlak Mutluluk Üzerine Etkisi Hakkında Bir Araştırma ” adlı yapıtında bizlere sunmaktadır. Bu yapıtında düşüncelerini açıklamak için uzun tartışmalara ve tanımlamalara yer vermiştir.

Godwin, görüş ve düşüncelerini her şeyden önce ”adalet” kavramını temel alarak geliştirmiş bulunuyor. Bunun yanı sıra yine dayandığı ana kavramlardan biri de, ”ahlak”. Ona göre, ” cebir ” ve ”şiddet” ile ”ahlak” çelişen kavramlardır. Bir başka temel düşüncesi de, insanın özünde ”iyi” olduğu, söz dinleyebildiği, doğru olana inandırabildiğidir. Ama, uygulanan eğitim, toplumsal – siyasal koşullandırmalar bunlara engeldir. Öte yandan, her durumda hükümet kötülüktür, bu nedenle de olabildiğince kısıtlanmalı, giderek kaldırılmalıdır. İnsan, ancak bireyselliği içinde mükemmeliyete erişebilir ve ancak bağımsız / özgür olduğu oranda gelişebilir. Usun araştırma yetisini ve bir düşünce ya da düşünce dizgesinin yerine bir başkasının geçmesini otoriteye dayanarak engelleyen her şey açıkça adaletsizdir ve kendiliğinden kamunun gönencinin düşmanıdır. İnsanlık, sürekli ilerleme içindedir ve insan düşüncesi gelişmektedir, durağanlık insanlık için bir yıkımdır.

Bilgisizlik ve kişisel hırs yüzünden doğru, adil, iyi v.b. olarak kabul edilegelmiş toplumsal-siyasal kurum ve kuruluşların saçmalığı yanlışlığı insanlığın iyiliğine ve ilerlemesine ters düşmektedir.

William Godwin’e Göre Devlet

Godwin’e göre; devletin ilk ortaya çıkış nedeni, olası iç ve dış saldırılara karşı bizi korumaktı fakat iş bununla sınırlı kalmadı. Bugün üstesinden gelmeye çalıştığımız birçok kötülüğün temelinde gerçekte siyasal kurumlar yer almaktadır. Nitekim, eğer toplumsal siyasal yaşamın amacı bizleri yokluktan ve kötülükten korumak idiyse, bunlar günümüzde yine vardır hatta kan, şiddet, cinayet, köleleştirme demek olan ve açlık, kıtlık, salgın hastalıklara neden olan savaşlar tarihin ilk günlerinden beri hüküm sürmektedir. Buna ek olarak, bugün yeryüzündeki iktidarların onda dokuzu despotiktir.

Eğer her birey yaşamın gereksinimlerini kolaylıkla elde edebilseydi, bireysel çıkar ile toplumsal çıkar örtüşürdü. Ama önce mülkiyet ya güç kullanılarak ya da hileyle veya sahtekarlıkla el değiştirmiştir. Avrupa’nın en ”uygar” ülkelerine bakalım: Bir yandan temel gereksinimlerini karşılamaktan yoksun kitleler, bir yanda da aşırı bolluk içinde yüzen bir azınlık olduğunu görürüz, mülkiyetin dağılımında ise tam bir eşitsizlik vardır. Kitleler yoksulluk, sefalet içindedir, hastalıklarla boğuşmaktadır; sınıflar arasında gerilim vardır. Lakin her yerde yasaları yapanlar ve adaleti uygulayanlar, zenginlerdir. Bu eşitsizlik, siyasal kurumlar aracılığıyla sürdürülmektedir.

William Godwin’in Eğitim Anlayışı

William Godwin’e göre, insanların karakterleri dış koşullarca belirlenir. Gerçi, doğuştan da bir bebeğin bir karakteri vardır ama çevresel koşullar bunu işler ve değiştirir. Bu dış koşulların başında da eğitim gelir. Ne var ki, verilen eğitimi içeriği siyasal güçlerce belirlenmektedir. Ayrıca eğitim görebilme bakımından da tam bir eşitsizlik söz konudur. Öte yandan, tüm insanların istence bağlı eylemleri önce kafalarında oluşan bir düşünceden kaynaklanır. O halde, doğru eylemler, doğru bilgilendirmeyle olanaklıdır. Oysa, bu bilgilendirme iktidardakilerin istediği biçimde yapılmakta ya da kitleleri bilerek bilgisiz bırakılmaktadır.

Nasıl başlangıçta birtakım sesler çıkarmaktan başka bir şey olmayan dil gelişerek bugünkü düzeyine varmışsa, insanın algılama gücü de öyle gelişmiştir. Yazının gelişimi bu olgunun bir başka kanıtıdır. Gerçekte her şey değişip gelişime uğramaktadır. O halde, neden toplumsal kurumlar da gelişip değişime uğramasın? İşte, siyasal gerçekliğe bu gözle bakılmalıdır.

Bugünkü, milli eğitim de geleceğe gölge düşürmektedir. Eğitim anlayışı da ”süreklilik” temelindedir. Var olan değer yargıları görelidir. Eğitim, iktidarın kendisini daha güçlü kılacak, kurumlarının varlığını koruyacak bir eğitim düzenini geçerli kılmış bulunmaktadır.

William Godwin’e Göre İktidarın İlkeleri

William Godwin, iktidarın ne olduğu sorusunu yanıtlarken önce Toplumsal Sözleşme Kuramı’nın geçersizliği üzerinde durmuş ve daha sonra da iktidarın kaynağının tanrısal olduğu görüşü olmak üzere bu konudaki öteki kuramları tartışmaya bile değer görmemiştir.

Siyasal Otorite”nin kaynağının seçmen oyları olduğu da öne sürülemez. Çünkü, gerçek seçmenlerin öyle demesiyle gerçek olmaz. Yanlış yönlendirilen milyonlara karşı tek bir kişi de gerçeği dile getirebilir. Çünkü, hiçbir iktidar bireyler kitlesel olarak direnişe geçerse varlığını sürdüremez. bunun için yönetenlerin ona inanmaları gerekir. Oysa inanç, cehaletin sonucudur. İktidarı destekleyen zayıf ve bilgisiz kişilerdir. Bu zayıflık ve bilgisizlik ortadan kalktığı oranda iktidarın temeli de çürüyecektir.

İnsanlığın gerçek yararı, sürekli değişim ve yenileşmededir. Oysa, ne çeşitten olursa olsun, her iktidar bunlara özünden karşıdır. Eğimi var olanı sürdürmektir. İnsanlığın iyiliğini ilerlemede değil, geçmişte arar.

William Godwin’in Din Anlayışı

Godwin’e göre din, körü körüne boyun eğme ve aşağılık bir ikiyüzlülük sistemdir. Sayısız basamaklardan oluşan dinsel hiyerarşi içinde kendisi için düşünmekte özgür olan tek kişi yoktur. İnsanlığın en kötü düşmanı bile işleri güçleri çağdaşlarını erdemli yaşam yalanıyla aldatmak olan ve devletin sırtından geçinen, insanın gerçek özgürlüğünü böylesine yok edici bir işle bir gurup insanı görevlendirmeyi icat edemezdi.

Dinsel öğreti, insanları dinin doğru varsaydığı kurallara göre yaşamaları için yönlendirir ve böylece erdemli olacaklarını öne sürer. Bu insanın usunu bir yana koyması, düşünemeyen, dolayısıyla özgür olmayan insan olmak demektir. Oysa, düşünme yeteneği, siyasal toplum için en güçlü motordur. Fakat, yanlış düşünceler, boş inançlar ve önyargılar, bugüne değin hep despotların asıl destekçileri olmuşlardır.

William Godwin ve Hukuk Anlayışı

Godwin, yasalarla yönetilen bir toplumsal – siyasal düzeni yadsıyor ve despotizm altındaki bir ülke ile yasaların geçerli olduğu bir ülkeyi birbirinden ayrı görenlere de karşı çıkıyor. Gerekçesi de şöyle: Yasaların sonuçlarından biri de, bir kere çıkarıldılar mı sonu gelmez olmalarıdır. Kararları kararlar, bunları yorumlayan ciltlerle kitapları ciltlerle kitaplar izler. Öte yandan, gerçekte her olay kendi başına bir yasayı gerektirir. Hiçbir insanın davranışı, bir başkasınınki ile aynı değildir. Dolayısıyla sürekli olarak yeni yasalar yapmak gereği ile karşılaşır. Yasalar bitmez tükenmezliği, belirsizliği de birlikte getirir. Buysa, bir yasanın var oluş nedenine aykırıdır.

Yasalar, başlangıçta sıradan insanlar ne yapmaları ya da ne yapmamaları gerektiğini anlasınlar, ona göre davransınlar diye varlık kazanmıştır ama bugün Büyük Britanya’da tüm yasaları bilen tek bir hukukçu bile çıkmaz.

İnsan, şu anda zayıftır; çünkü ona zayıf olduğu ve kendisine güvenmemesi gerektiği söylenegelmiştir. Onu bu bağlarından kurtarırsanız karşınızda bambaşka bir insan olacaktır. Ona bugüne değin boş inançlara ve cehalete tutsak kılındığını anlatırsanız, aklını kullanacak duruma getirirsiniz. O zaman yasaların nasıl bir baskı aracı olduğunu anlayacaktır. O zaman yasalara gereksinim duymadan gerçek adaleti yaşayabilecek, uygulayabilecektir.

Günümüzün olumsuz koşullandırmalarından kurtulan insan, eşitliği arayacaktır. Bu eşitlik anlayışı, herkese yeteneğine ve gereksinimine göre ilkesine dayanacaktır.

William Godwin’in Mülkiyete Bakışı

William Godwin, mülkiyet konusunun siyasal adaleti belirlemekte kilit taşı olduğu görüşündedir. Üstelik, cebir ve cezalandırmanın son bulacağı dönemle de doğrudan ilgili olduğunu öne sürmektedir.

Godwin’e göre; adalet, mülkiyetin eşit dağılımını gerektirir. Mülkiyetten yoksun olanlar, zenginlerin köleleri gibi çalışmak durumunda kalmışlardır, özgürlüklerini yitirmişlerdir.

Kitleler yoksulluk içinde sürünürken bunların karşısında bir azınlık bolluk ve lüks içinde yüzmekte ve insanlar her gün bu adaletsizliği yaşaya yaşaya, göre göre, adalet ve gerçek erdem duygusunu yitirmektedir. Üstelik, monarşilerde parasal olarak ödüllendirilenler, topluma hizmet edenler değil, ona ihanet edenlerdir.

Dahası, mülkiyetin bir azınlık elinde toplanması, kitlelerin zihinsel gelişmesini olanaksızlıklar yüzünden engellerken, mülk sahiplerini de tembelliğe, miskinliğe yöneltmektedir. Bir de bunun tersini düşünelim: Herkes maddi olanaklardan eşitçe yararlanacak olsa, aydınlanmış bireylerden oluşan bir toplum ortaya çıkacaktır. Ayrıca, çok açıktır ki, bu durumda suç da ortadan kalkacaktır. Öte yandan, daha fazlasına sahip olma hırsı artık söz konusu olmayacağı için, ülke içinde toplumsal dinginlik, dışta ise barış gerçekleşecektir.

William Godwin ve Anarşizm

Özetlenen düşünceleri nedeniyle William Godwin anarşizm felsefesinin kurucusu olarak kabul ediliyor. Kendi döneminde etkisi büyük olmuş, ancak zamanla bu etki zayıflamıştır. Yine de, siyasal düşüncenin gelişimde her zaman çok önemli bir yeri bulunmaktadır.

Peter Marshall, Anarşizmin Tarihi adlı kitabında William Godwin hakkında şöyle demektedir: ”Godwin kendisine anarşist demedi ve ‘anarşi‘ sözcüğünü, kendi çağdaşları gibi olumsuz anlamda, siyaset – adalet ilkelerini benimsemeksizin hükümetin hemen dağıtılmasına yol açabilecek şiddet ve aşırı karışıklığın bir ifadesi olarak kullandı. Böyle bir durumda bazı kudurmuş unsurların kişisel güvenliği ve özgür araştırmayı tehdit edebileceğinden korkuyordu. Fransız devrimcilerinin verdiği örnek bunu ona göstermişti: İnsanların ‘yönlendirilmemiş tutkuları genellikle eşitlik noktasında durmayacak, onları iktidarı kapmaya kışkırtacaktır.’ Gene de Godwin, anarşizmin bu aradaki kötülüklerini despotluğun kötülüklerine tercih eder. Devlet despotizmi süreklidir, oysa anarşi geçicidir.”

William Godwin Eserleri

  • Siyaset Adalet Üzerine Bir Araştırma (1793)
  • Araştırıcı (1798)
  • Genç Bir Amerikalı’ya Tavsiye Mektupları (1818)
  • Nüfus Hakkında (1820)
  • Commonwealth Tarihi (1824)
  • İnsanın Düşünceleri: Doğası, Üretimi ve Keşifleri (1831)

Kaynakça

  1. Peter Marshall: Anarşizmin Tarihi – İmkansızı İstemek; çev. Yavuz Alogan, İmge Kitapevi, Ankara, 2003.
  2. George Woodrock: Anarşizm; çev. Ergün Tuncalı, Akşam Kitap Kulübü yyn. İstanbul, 1967
  3. Yıldırım Torun: Klasik Anarşizm-Godwin, Proudhon, Bakunin, Kropotkin; Savaş yyn. Ankara, 2007
  4. Yetkin, Çetin. Siyasal Düşünceler Tarihi III. İstanbul: Gürer Yayınları, 2012
  5. George Sabıne: Yakınçağ Siyasal Düşünce Tarihi; çev. Özer Ozankaya, 4.Basım, Cem Yayınevi, İstanbul,200

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir