TÜRKİYE’DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ

GİRİŞ

Sosyal Güvenlik Sistemi ortaya çıkışı ihtiyaç doğrultusunda meydana gelmiştir. ‘‘Sosyal güvenlik ihtiyacı ilk insanla birlikte başlamıştır. Tarihin her döneminde bireyler, kendilerini yoksulluk içine iten ve hayatlarını tehdit eden olaylardan korunmaya çalışmışlardır. İnsanlık tarihi geliştikçe, insanların geleceğini güvence altına alma isteği de gelişmiştir. Bu istek zaman içinde vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelmiştir. Böylece insanları ve ailelerini sosyal risklere karşı koruma ve geleceklerini güvence altına alma ihtiyacı, “sosyal güvenlik” fikrine yol açmıştır.’’ (Erol,2019).

Sayın Erol’un dediği gibi Sosyal Güvenlik kavramının özü bir ihtiyaçtır. Ancak modern anlamda bir sosyal güvenlikten bahsedebilmemiz ancak Sanayi Devrimiyle meydana gelmiştir. Bu doğrultuda özetleyecek olursak; Sosyal Güvenlik kavramı ve Sosyal Sigorta kavramı Sanayi Devrimi ile birlikte hayatımıza girmiştir. Bu dönem öncesinde de sosyal güvenlik ve sosyal sigorta kapsamına alabileceğimiz birçok iyileştirmeler mevcuttur. Lakin tam anlamıyla sosyal güvenlik kavramından bahsedebilmemiz ikinci dünya savaşı sonlarına dayanmaktadır (Kılıç, 2017).

Bizler bu araştırmamızın ilk bölümünde Sosyal Güvenlik Kavramını tarihsel bağları göz önüne alarak kavramı tanımlama çabasına gireceğiz. Bu tanımlama ile birlikte kapsamı belirlenmiş olan Sosyal Güvenlik Kavramının tarihi ile ilgili evrensel belgeler eşiğinde ortaya koyacağız. Dünya tarihinde nasıl bir dönüşüm geçirdiğini sapladığımız bu kavramı Türkiye’de nasıl bir dönüşüm geçirdiği ile ilgili alana geçerek konumuzu özelleştireceğiz. Son bölümde ise Sosyal Güvenlik ve Sosyal Sigortaların Finansmanları ile ilgili hem yöntemleri hem de Türkiye’de nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalışarak Tablolar ile bu yöntemlerin hangi faydayı sağladığını ortaya çıkartmaya çalışacağız.

1.Sosyal Güvenlik Kavramı ve Kapsamı

  1.1.Sosyal Güvenlik Sistemi ve Kavramı

Sosyal Güvenlik kavramı tarihsel açıdan pekte eski olmayan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal Devlet’in ortaya çıkmasıyla birlikte kendisini literatürde yer etmiştir. Tarihsel gelişimine değinmeden önce Sosyal Güvenliğin tanımının yapılması bilimsel araştırma açısından oldukça değerlidir.

Bu sebepten dolayı Cemal Hüseyin Güvercin’in Sosyal Güvenlik ile ilgili yapmış olduğu tanımlama şu şekildedir; ‘‘Sosyal güvenlik; bir dizi kamu önlemi ile hastalık, doğum, iş kazası, işsizlik, iş göremezlik, yaşlılık, ölüm gibi nedenlerle ortaya çıkabilecek ekonomik ve sosyal rahatsızlıklara karşı, toplumun kendini korumasıdır.’’(Güvercin,2004;89).

Sayın Güvercin’in yapmış olduğu tanımlama genel anlamda kabul gören bir tanımlama biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında tanımlamayı örneklendirmek gerekirse sayın Abdurrahman Ayhan’ın tanımlaması şu biçimdedir; ‘‘Mesleki, fizyolojik ve sosyo-ekonomik riskten ötürü geliri veya kazancı sürekli ya da geçici olarak kesilmiş kimselerin geçinme ve yaşama ihtiyacını karşılayan bir sistem’’(Ayhan,2012;43).Şeklinde yapmıştır.

Tanımlamada sayılan birçok sorun bireylerin gelirlerini azaltmakta ve giderlerini büyük ölçüde arttırmaktadır. Bunun yanında çalışma hayatını doğrudan etkilen sakatlık, yaşlılık ve engelilik gibi durumlar işsizlik gibi sorunlar bu sorunların içerisine dahil edilebilir. Yukarıda tanımda değindiğimiz sorunlar ve ek olarak eklediğimiz sorunlar bireyleri iktisadi anlamda oldukça zora sokan sorunlardır. Tüm bu sebepler göz önüne alındığında sosyal güvenliğin kapsamı ekonomik, sosyal ve fizyolojik olarak risklerin giderilme çabası oluşturur (Güvercin,2004;89).

Günümüz sosyal güvenliğinin hedeflediği risklerin çoğunu sağlık alanı oluşturmaktadır. Sağlık alanı ile ilgili olup ve sosyal güvenlik sistemi içerisine giren askeri faydalanımlar şu biçimdedir:

  • Pratisyenlik bakımı
  • Yataklı veyahut yataksız genel bakım veren uzmanlıklar
  • Temel ilaçlar
  • Doğumla ilgili hizmetler ve zorunlu şartlarda hastane hizmeti (Güvercin,2004;90).

Günümüz dünyasında evrensel bir ilke konumunda olan sosyal güvenlik, kişilerin temelde karşılacağı hayati derecedeki risklere karşı bir güvence arayışı konumundadır. Tarihsel açıdan geçmişten günümüze kadar insanlar değişik biçimlerde sosyal güvenlik alanı ile ilgili önlemler bulmuş ve bu önlemleri uygulamışlardır. Bu uygulamalar tarihin ilk dönemlerinde önce kişisel bir halde iken daha sonraları karşılıklı yardımlaşma biçiminde şekillenmiştir. Sanayi Devrimiyle birlikte oluşan Sosyal Güvenlik kavramının kökeni tarihin ilk dönemlerden beri atılmaktadır.

 1.2.Sosyal Güvenlik Sistemi ve Kavramının Tarihsel Gelişimi

Çağdaş anlamıyla Sosyal Güvenlik kavramının tarih sahnesine çıkışı bir kriz sonucunda meydana gelmiştir. Yukarıda tanımlama çabamızda ve tanımlayan birçok düşünürde görüleceği üzere sosyal güvenlik toplumun kendisini koruma refleksi olduğunu belirtmiştik.

 Modern anlamda sosyal güvenlik kavramı da bu doğrultuda meydana gelmiştir. Tarih Ekim 1929 yılında ABD’de büyük bir kriz meydana gelmiştir. Bu krizin ardından halkın büyük bir çoğunluğu işsiz kalmış ve bu doğrultuda ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. ABD hükümeti bu krizden halkın minimum derecede zarar alması için birçok çaba sarf etmiştir. Lakin bu çabalar pekte yeterli gelmemiştir. Bu durum sonrasında o dönemin Devlet Başkanı Rooselvelt ortaya yeni bir doktrin atmak zorunda kalmıştır. Bu doktrin ‘Refah Devleti Doktrini’ olarak karşımıza çıkmaktadır (Ayhan,2012;42).

 Rooselvelt’in bu doktrini ekonomik açıdan zor durumda olan halkı rahatlatmak amacıyla refah devleti hedef alınmıştır. Bu hedefi ‘New Deal’ projesi ile gerçekleştirme çabasına girilmiştir. Bu amaç doğrultusunda 16 Haziran 1933 tarihinde ‘Ulusal Endüstri Düzeltme Kampı’ ile 14 Ağuston 1935 tarihinde Sosyal Güvenlik Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Böylelikle dünyada ilk defa Sosyal Güvenlik Kavramı ortaya çıkmış ve pozitif hukuka dahil olmuştur (Ayhan, 2012;42).

ABD’de gerçekleşen bu adımla birlikte tarih sahnesine çıkan Sosyal Güvenlik kavramı anlamsal bağlamına 1941 yılında İngiltere’de hazırlanan ‘Beveridge Planı’ ile kavuşmuştur. Bu planın temel amacı bugünün Sosyal Güvenlik algısıyla aynı doğrutuldadır. Amaç; devletin tüm bireylere asgari ölçüde bir gelir sağlaması ve halkın iktisadi anlamda zorluk çeken bireylerin durumunu düzeltilmesidir.

Kavramın anlamsal olarak kendisini bulmasıyla birlikte bir sonraki adım olan uluslararası boyuta 12 Ağustos 1941 yılında Roosevelt ve Churchill tarafından imzalanan ‘Atlantik Beyannamesi’ ile gerçekleşmiştir. Bu beyanname sonrasında İkinci Dünya Savaşının yaratmış olduğu iktisadi zorluk sürecinin aşılması adına Uluslararası Çalışma Örgütünün 26. Dönem toplantısıyla uygulama biçimleri netletmiş ve son olarak 10 Aralık 1948 tarihinde ‘İnsan Hakları Beyannamesinde’ yer verilerek uluslararası bir boyuta ulaşmıştır (Ayhan,2012;43).

2.Türkiye’de Sosyal Güvenlik Sisteminin Tarihsel Gelişimi

Türkiye Cumhuriyeti bir İmparatorluğun kalıntıları üzerinden inşa edilmiştir. Bu sebepten dolayı Sosyal Güvenlik sisteminin kökenleri Osmanlı’da aranmalıdır. Osmanlı İmparatorluğunun 19. Yüzyılın ikinci yarısında ve 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde birçok reformlar gerçekleşmiştir. Bu gerçekleşen reformlardan bazıları sosyal güvenlik sistemi içerisine dahil edilebilecek niteliktedir. Lakin buradaki bu nitelikteki gelişmeler genellikle asker ve sivil bürokratların kaza ve hastalıklara karşı korunması amacıyla yapılmıştır (Bayrı,2013;22).

 Genel itibariyle Osmanlı’da sosyal güvenlik ile ilgili gelişmeler genellikle yardımlaşma esasına ve güvence kriterine göre şekillenmiştir. Durum böyle olduğunda Osmanlı’dan Cumhuriyete gelişmiş bir sosyal güvenlik sistemi aktarılmamıştır (Gökbayrak,2010;144).

Bununla birlikte sayın Gökbayrak’ın da belirttiği gibi; ‘‘ Talas(1992)’ın“ilk sınırlı portreli iş kanunu” olarak tanımladığı, 1921 tarihli 151 Sayılı Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun, Zonguldak- Ereğli Kömür Havzası ve madencilik sektörü ile sınırlı olsa da, sosyal sigortaların ilk uygulama örneğini içinde barındırmaktadır. Yasa, işçi ve işverenlerin zorunlu katkılarına dayanan yardımlaşma sandıklarının kurulmasını ve bu yardımlaşma sandıklarının “Amele Birliği” adı altında örgütlenmesini öngörmektedir. Amele Birliği, 1946 yılında ilk genel nitelikli sosyal sigortaların kuruluşuna kadar, üyeleri ve ailelerine hastalık, kaza, yaşlılık ve ölüm hallerinde, çağın koşullarına göre önemli yardımlar sağlayan bir sosyal güvenlik kurumu olarak işlev görmüştür.’’ (Gökbayrak,2010;144). İlk Sosyal Güvenlik Sistemi örnekleri sayılabilir.

Ülkemizin anayasasına göre ; ‘Herkes Sosyal Güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak adına devlet sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilatı kurmak ve kurtturtmak ile yükümlüdür.’ Bu doğrultuda incelendiğinde ülkemizde hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin sosyal güvenlik hakkını kullanması anayasal bir emirdir (İleri,2014;172).

Türkiye Cumhuriyetinde ilk sosyal yardım bağlamındaki yardımlaşmalar Cumhuriyet öncesi dönemde kurulan ve kısıtlı bir alanı kapsayan tekaüt ve yardım sandıkları aracılığıyla yürütülüyordu. Cumhuriyetle birlikte ilk önce memur sınıfına yapılan statü ıslahatı ve bununla eş amaç güden Türkiye Emekli Sandığı kuruldu. Böylelikle sosyal güvenlik alanında yapılan girişimlerin alanı genişletilmiş oldu. Lakin Emekli Sandıkları tek başlarına değillerdi. Emekli Sandıklarının yanında Sosyal Güvenlik Kurumu’da oldukça önemli bir alanı teşkil etmektedir. Bu kurumun uyguladığı en hayati kanun 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunudur. Bu kanuna göre sosyal sigortalardan faydalanan işçi ve işçi benzeri olan çalışanları kapsayan bir teşkilattır (İleri,2014;173).

Tarih ilerledikçe 1972 yılına gelindiğinde Sosyal Sigortalardan faydalanan bir başka sınıf ile karşılaşmaktayız. 1479 sayılı kanun çerçevesinde Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigorta Kurumu Kanunu ile sosyal sigorta kapsamına alınmıştır.

Sosyal Güvenlik çerçevesinde değerlendirilen başka bir gurup ise korumaya muhtaç çocuklardır. Bunların sosyal güvenlik çerçevesine alınması 1957 yılına dayanmaktadır. 1957 yılında kabul edilen 6972 ile ‘Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun’ ile alınmıştır. Daha sonraki yıllarda ise, 1005 sayılı ‘İstiklal Madalyası verilmiş bulunanlara Vatani hizmet tertibinden Şeref aylığına Bağlanması Hakkında Kanun’ ,2022 sayılı ’65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk vatandaşlarına aylık bağlanması hakkında kanun’, ‘Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Kanunu’ bu çerçevede çıkartılan mevzuatların başlangıcı olarak sayılmaktadır (İleri,2014;173).

3.Türkiye’de Sosyal Sigorta Finansmanı

 3.1.Finansman Yöntemleri

  3.1.1.Kapitalizasyon Yöntemi

Kapitalizasyon Yönteminde, sosyal risklerin ileride meydana getirebileceği ödemeleri karşılamak adına bir fon oluşturma ilkesine yanan bir yöntemdir. Bu yöntemde büyük iş matematiğe ve olasılık hesaplarına dayanmaktadır. Sisteme dahil olanları belirli aralıklarla ödeyeceği sabit bir prim ya da katkı oranı belirlenerek gelir ve giderlerin sürekli dengede tutulması hedeflenir (Güreş ve Yakar,2004;129).

Bu yöntemle sigorta, kendi bünyesinde gelecekte karşısına çıkabilecek risklere karşı ödemelerini yerine getirebilmek adına bir fon oluşturur (Şakar,1992;74). İşçilerden ve işverenlerden alınan primler sayesinde gelecekte sigortalılara ödenecek olan paranın kaynağı oluşturulur.

  3.1.2.Dağıtım Yöntemi

Dağıtım yöntemi, aktif olarak prim ödeyen bireylerin pasiflere sağladığı fayda biçiminde özetlenebilmektedir. Bu sistemde bir yılın gelirleri ile o yılın veyahut gelecek yılın giderleri karşılanır. Böylelikle bir dönemde sağlanan fayda aynı dönemde toplanan primler aracılığıyla finanse edilir. Bununla birlikte bu sistem, çalışanlardan emeklilere doğru bir transferi sağlarken hem kuşaklar arası hem de aynı kuşaktakiler arasında ki farklı yaş grupları arasında ki reel gelirlerin yeniden dağıtımına dayalı bir sistemdir. Dağıtım sisteminde gelirler ile giderler arasında sürekli bir denge söz konusudur. Yatırılacak olan primler ilgili dönemin giderlerine göre belirlenir (Güreş ve Yakar,2004;131).

 3.2.Türkiye’de Kurumların Finansmanı

Türkiye Cumhuriyetinde sosyal sigortaların finanmanını incelerken üç ayrı sosyal sigorta kuruluşunun (SSK, Bağ- Kur, Emekli Sandığı) ayrı ayrı incelenmesi zorunludur. Herhangi bir sosyal güvenlik kurumunun hangi finansman yöntemini belirlediği yöntemin türünün karşılıkları belirler (Güzel ve Okur,1999;70).

 Bu karşılıkların kurumları ilgilendiren kanunlar çerçevesinde yapılmalıdır. Tüm sosyal sigorta kuruluşları ilk kuruldukları dönemde kapitalizasyon yöntemini benimsemişlerdir. Lakin zaman içerisinde sosyal güvenlik kurumlarının gelirlerinde azalış ve giderlerinde ki artış sebebiyle fonların erimesiyle sonuçlanmıştır. Böylelikle fiiliyatta bir dağıtım sistemine dönüşmüş kurumlar olmuşlardır (Güreş ve Yakar,2004;134).

  3.2.1.Sosyal Güvenlik Sistemi ve SSK Finansmanı

SSK’nın finansmanı yukarıda ki saydığımız yöntemlerin ikiside değildir. Onun kendisine has bir finansman yönetim biçimi söz konusudur. Bu durum onun sosyal sigorta kollarına göre değişiklik göstermektedir. Hastalık ve Analık Sigortasında dağıtım yöntemini uygularken, yaşlılık,ölüm ve işsizlik sigortasında kapitilizasyon yöntemini uygulamaktadır. Özet olarak SSK sigorta kollarına farklılık gösteren karma bir finansman yöntemi uygulamaktadır (Güreş ve Yakkar,2004;134).

SSK uygulamalarını tam olarak kavrayabilmemiz için yukarıda da belirttiğimiz gibi karşılıklarını bilmemiz gerekmektedir.

Güreş ve Yakar’ın bu konu üzerine şöyle demişlerdir; ‘‘SSK Kanunun 137 maddesinde bu karşılıklar şöyle tanımlanmıştır; Matematik karşılık; bu kanun gereğince bağlanan gelir ve aylıkların ödenmesini sağlamak üzere hesaplanacak peşin değerlerin toplamıdır. Ödenmiş primler karşılığı; sigortalılar veya hak sahibi kimseler için bu kanun gereğince ileride malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından kurumca yapılacak ödemelerin bilanço tarihindeki değeri ile bu sigortalılar için sonraki yıllarda malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin peşin değerleri arasındaki farktır. Olağanüstü karşılık; herhangi bir hesap yılına ilişkin gelirlerin, o yıl yapılacak masraflarla yıl sonunda ayrılması gerekli karşılıklara yetmememsi halinde kullanılmak üzere ayrılan karşılıklardır. Her hesap yılı sonunda o yılın gelirlerinden matematik ve ödenmiş primler karşılıkları ile yönetim giderleri, sigorta masrafları,ve ayrılan başka karşılıklar çıkarıldıktan sonra kalanı olağanüstü karşılık olarak ayrılır.’’ (Güneş ve Yakar,2004;134). SSK’nın asıl sorunu uzun vadede sigorta kolları açısından ellerinde bulundurması gereken matematik karşılığının yeterli olmamasıdır. Matematik karşılığı ileride muhtemel olan ödemelerin karşılanması açısından fon oluşturması anlamına gelmektedir. Bu sebeple SSK son yıllarda matematik matematik karşılıklarını ayırabilme ihtimali zayıflamıştır. Bunun en açık nedeni ise SSK’nın alacaklarını tahsil edememesi ve kuruma ayrılan kaynakların devlet tarafından kullanılmasıdır. Böylelikle uzun vadeli sigorta risklerini karşılabilmek için uygulaması gereken kapitilizasyon yöntemi yerine dağıtım sistemini uygulamaya başlamıştır (Güneş ve Yakar,2004;135).

 3.2.2. Sosyal Güvenlik Sistemi ve Emekli Sandığı Finansmanı

 Emekli sandığının ilk kurulumunda karşılıkların ayrılacağı varsayımından hareketle kapitilizasyon yöntemini benimsediğini görmekteyiz. Daha sonra 1971 yılında 1425 sayılı kanunla bu sistemde sapma yaşanmış. Özetlemek gerekirse kapitilizasyon yönteminin gerektirdiği karşılanımlar pratikte gerçekleşmemiştir. Buradan çıkartılan sonuç; Emekli Sandığına özel olarak çıkartılan kanunlarla sağlanan devlet garantisi ile birlikte fiilen dağıtım yönteminin geçerli olduğu söylenebilmektedir. Bu durum ise Emekli Sandığının toplamış olduğu fonlar, devlet tarafından kullanılmasının önü açılmıştır (Güneş ve Yakar,2004;136).

  3.2.3. Sosyal Güvenlik Sistemi ve Bağ-Kur Finansmanı

Bağ-Kur ile ilgili finansmanı sayın Güneş ve Yakar şu şekilde özetlemektedir; ‘‘Bağ-Kur’un kapsadığı sosyal sigorta riskleri için uyguladığı finansman yöntemi, 1479 sayılı kanunun 74. maddesindeki ayrılması gereken karşılıklardan çıkarılabilir. İlgili 74. Madde’de Yaşlılık, Malullük ve Ölüm sigorta kolları için Matematik karşılık, Ödenmiş primler karşılığı, diğer karşılıklar ve Olağanüstü karşılıkların ayrılması gerektiği belirtilmiştir. Ancak, uygulamada gerekli karşılıklar ayrılamamış ve bu riskler için de Kapitalizasyon yöntemi değil Dağıtım yöntemi uygulanmıştır.’’ (Güneş ve Yakar,2004; 137).

Kaynakça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir