Toplumsal Sözleşme Kuramı

Liberal dünyanın doğuşu ve modern devletin mihenk taşını oluşturan Toplumsal Sözleşme Kuramı bu yazımızın temelini oluşturur iken Toplumsal Sözleşme Kuramının en önemli iki temsilcisi olan Thomas Hobbes ve Jean Jacques Rousseau’nun görüşlerine de değinilecektir.

Toplumsal Sözleşme ve Tarihsel Kökeni

Toplumsal Sözleşme Kuramı bu güne değin siyaset bilimi ile ilgili düşünen ve çalışma yürüten bir çok filozofun öyle veyahut böyle değindiği bir alandır. Bu filozoflar Toplumsal Sözleşmeye bakışları tarihsel bir gerçeklikten çok onu mantıksal bir dayanak noktası olarak ele alır.

Bu mantık çerçevesinde ele alındığında Toplumsal Sözleşme Kuramı bir devlet kuramının ortaya atılış biçiminde işlevsel olduğunu vurgulayabiliriz. Bu bağlamda Cassirer:

İnsanlık tarihinde devletin ortaya çıktığı belirli bir an saptayamayacağımız açıktır. Ama bu tarihsel bilgi eksikliği toplum sözleşmesi kuramcılarını ilgilendirmez. Onların sorunu tarihsel olmayıp, analitik bir sorundur. ‘Köken’ terimini kronolojik değil, mantıksal bir anlamda anlarlar. Aradıkları şey, bir başlangıç olmayıp, devletin ilkesi, yani varlık nedenidir.” (1984:174). Bunları söylemektedir.

Toplumsal Sözleşme Kuramı tıpkı diğer birçok kuram gibi kökenini Antik Yunan’a kadar götürülebilir. Özellikle de Antiphon ve Protagoras gibi Sofist düşünürler kendi dönemlerinin iktidari yapılarını iradesel bir eylem olarak görüyorlardı.

Her Toplumsal Sözleşme Kuramcısı konuyu ele alırken ‘doğal hukuk’ ve ‘doğal durum’ kavramlarını ele almaktadır. Bu kavramların önem kazanması yaklaşık 15. ve 16.yy dayanmaktadır. Bu yüzyıllarda Amerika’nın İspanyollar tarafından keşfi ve orada bulunan yerli halkın mevcudiyeti bu anlamları farklılaştırarak günümüze yakınlaştırmıştır.

Çünkü, modern hukuk kavramı ile şekillenmemiş bu toplumlar, fetih projelerinin savı olan ”yamyamlık”, ”insan tören etme”, ”ensest ilişki” gibi kavramların, modern hukuka göre tabu formu kazanırken, yerli halk için bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebepten dolayı modern hukukun ve modern devletin ortaya çıkmadığı dönemlerde mevcut olan kurallara ”doğal hukuk” gibi bir kavramla özdeşleşmiştir.

Laik ve Modern Devletin mihenk taşı olan bu kuramı modern devlet ile özdeşleştiren en önemli düşünürler Hobbes ve Rousseau’dur.

Thomas Hobbes ve Toplum Sözleşmesi Kuramı

Modern Devletin kuruluşunun teorik zeminini tutarlı bir biçimde atacak olan kişi Hobbes’dir. Hobbes’in bu teorik zemini oluşturduğu dönem kendisinin oluşturacak olduğu teorilerin zeminini hazırlamıştır. İngiltere parlamenter siyasal yapısı ve 17.yüzyılda gerçekleşmiş olan İç Savaş Hobbes üzerinde etkisi oldukça büyüktür.

Hobbes’in ortaya koyduğu siyasal düşünce genellikle ‘doğal durum’ ve ‘toplumsal durum’ un karşıtlığı üzerinden şekillenmiştir. Hobbes’e göre doğal durum; insanın her şeyi yapmakta özgür olduğu, insanlar arasında sürekli bir şiddetin kol gezdiği, ölüm korkusunun kol gezdiği ve güçlünün hayatta kalabilmesi adına her şeyi yapmaya yetkisi olduğu bir durumu anlatmak için kullanır.

Böyle bir durumda insanlar, hayatta kalabilmek adına mevcut olan her türlü araç gereçte hakkı vardır. Hobbes bu hak türüne ‘doğal olarak hak’ kavramını geliştirmiştir. Bu hakkın içerisinde hem eşitlik hem de eşitsizliği barındırdığını belirten Hobbes, bu durumda insanların mutlak eşitlik içerisinde olduğunu vurgular.

Hobbes’in siyaset bilimi ile ilgili düşünceleri ”mutlak eşitlik” kavramı üzerinde inşa edilmiştir. Lakin bu ‘mutlak eşitlik’ kavramı olumsuz bir anlam taşımaktadır. Bu durumda Hobbes şunları söylemektedir:

İnsanlar doğuştan eşittir. Doğa, insanları bedensel ve zihinsel yetenekler bakımından öyle eşit yaratmıştır ki, bazen, bir başkasına göre bedence çok daha güçlü veya çok daha çabuk düşünebilen birisi bulunsa bile, her şey göz önüne alındığında iki insan arasındaki fark, bunlardan birinin diğerinde bulunmayan bir üstünlüğe sahip olduğunu iddia etmesine yetecek kadar fazla değildir. Çünkü bedensel güç bakımından, en zayıf olan kişi ya gizli bir düzenle ya da kendisiyle aynı tehdit altında olan başkalarıyla birleşerek en güçlü kişiyi öldürmeye yetecek kadar güçlüdür.” (2004: 92).

Hobbes’in bu düşüncesi ile Toplumsal Sözleşme Kuramı arasında ki ilişki; İnsanlar bu şiddet ortamından ve genel zarardan kurtulmak adına bir araya gelerek kendilerinde olan birçok hakkı bir üst iradeye teslim etmişlerdir. Bu üst iradeye teslim edilen haklar başta bir özgürlük kısıtlaması olarak görülse de genel yapabilme yetileri bakımında daha çok özgürlük kazandırmıştır. Üst iradenin nihai amacı insanlar arasında ki barış ortamını oluşturmak ve bunu güvence altına almaktır.

Böylelikle Hobbes temel liberal devletin temellerini teorize etmiş bulunuyor. Çünkü, liberal devletin nihai görevi insanların güvenlik ihtiyacı karşılamak ve bu görev haricinde hiçbir yaşamsal hayata müdahale etmemektir.

Rousseau ve Toplumsal Sözleşme Kuramı

Rousseau, Hobbes’tan farklı olarak doğa durumunda ki insanı özgür, insanlar arasında ki var olan eşitliği de olumlamaktadır. Rousseau’da genel itibariyle bir antoropolojik evrimsel bir bakış açısı bulunmaktadır. Ona göre; doğa durumundaki var olan eşitlik insan doğasında meydana gelen değişimler sonucunda bir eşitsizliğe dönüşmüştür. Zaman içerisinde bu eşitsizlik kurumsallaşmıştır. Lakin doğa durumunda ki tek ve yalnız insan iyi ve özgürdür.

Rousseau, insanın eşitlik halinde ike eşitsizliğe geçmesini araştırdığı ”Eşitsizliğin Kaynağı” adlı eserinde bu duruma geçmenin iki nedenini saplamıştır: İş bölümünün gerçekleşmesi ve Mülkiyetin ortaya çıkışı. Rousseau bu durumu şöyle özetlemektedir:

“İnsanlar sadece bir tek kişinin yapabileceği işlere, bir çok elin katılmasına gerek göstermeyen sanat ve hünerlerle özenle çalıştıkları sürece doğalarının olanak verdiği kadar özgür, sıhhatli, iyi ve mutlu yaşadılar, kendi aralarında bağımsız bir ilişkinin zevklerini tatmaya devam ettiler. Fakat bir insanın yardımına gereği olduğundan beri, bir kişinin iki kişiye yetecek kadar yaşama araç ve gereçlerine sahip olmasının yararlı ve karlı olduğunun fark edildiği andan beri, eşitlik kayboldu, mülkiyet işe karıştı, çalışma zorunlu oldu, geniş ormanlar insan teriyle sulanması gereken, köleliğin ve sefaletin derhal filiz verip ekinlerle birlikte arttığı hoş ve güleç kırlar haline geldi.” (2004:133).

Rousseau’nun bu görüşleri ile Toplumsal Sözleşme Kuramı arasındaki ilişki: İnsanlar arasında iş bölümü ve mülkiyet olgusu ortaya çıktığında insanlar arasında bir efendi ve köle ilişkisi meydana çıkıyor. Böyle bir durum ‘toplum’ kavramıyla çelişmektedir. Olsa olsa bu durum bir topluluktur. İnsanlar bu durumdan kurtulmak için ”sivil toplum” kurmaya girişirler. Tüm insanlar kendi iradelerinin ortaklaşması temelinde ”Toplumsal Sözleşme” imzalar. Böylelikle toplum statüsüne ulaşarak bireysel iradenin kolektifleşmesini sağlarlar.

Kaynakça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir