Max Stirner ve Anarşizm

Stirner ‘in Hayatı

Babası yoksul bir flüt yapımcısı ve gerçek adı Johann Kapsar Schmidt olan Max Stirner. Almanya’nın Bayreuth ‘da 25 Ekim 1806’ da dünyaya gelmiş, 25 Hazır 1856’da Berlin’de ölmüştür. Ailenin tek çocuğu olan Stirner, babasının ölümünden sonra yeniden evlenen annesi bir süre sonra akıl sağlığını yitirmiştir. Liseyi birirdikten sonra Berlin Üniversitesi’nde iki yıl kadar Hegel’in derslerini izlemiş. Başka üniversitelere devam etmiş ama öğrenim yaşamında pek parlak bir yaşam sürmemiştir. Öğretmenlik sertifikası alabilmiş ama bir göreve atanamamıştır. Bu arada evlenmiş ama eşi doğum yaptığı sırada hayatını kaybetmiştir. Sonunda Berlin’de bir kız okulunda iş bulabilmiş. Bu dönemde Berlin’de entelektüel ve özellikle de Hegelci çevrelerle bir arada olmuştur. Görüşlerini yayınlamaya başlayınca, ders verdiği okulun tepkisini çekmemek için Max Stirner adını kullanmıştır. Yeniden evlenen Stiner’, çok geçmeden karısı da terk edilmiştir. Tanıyanlar onun insanlardan uzak duran ve bencil biri olduğunu belirtmişlerdir.

Stirner’in Düşünce Yapısı

Stirnerin düşünce yapısını izlemek ve ”ben’ ya da ”ego” ile ne anlatmak istediğine değinmek gerekir.

Stirner, kitabının önsözünde der ki:

”… Tanrı gibi her şey ve hiçim, biriciğim… Ben ne iyiyim, ne kötü. İyinin de kötünün de benim için hiçbir anlamı yoktur… Hiçbir şey benden üstün değildir.

Stirner’in bu sözlerini açmaya çalışalım. Ona göre; her şey kendisini kollar ve düşünür; bu yüzden de aynı zamanda ötekilerle çelişkiye düşer. Egoist, zamanının gereklerini ve kavramlarını hiçe sayar; onun için hiçbir şey kutsal değildir. Ahlaklı bir kişi için ahlak dışı olan, düşmandır. Egoist içinse ahlak hiçbir şey ifade etmez. O nedenle ahlakçı için egoist, bir ahlaksızdır. Ama egoist ahlaklı-ahlaksız ayrımı yapmadığı için bu tutum tümüyle anlamsızdır.

Stirner, bir şeyi ben kendim için haklı buluyorsam, haklıyımdır; benim kendi haklılığım dışında bir haklılık yoktur, demektedir.

Kendi sözleriyle,

”Haklı ya da haksız olduğumu yargılayan benim, benden başka yargıç yoktur… Neyin haklı olduğuna ben karar veririm. Benden öte bir hak yoktur. Bence haklı olan haklıdır.” Daha sonra, bu hak konusunda şunları da eklemiş: Ben hiçbir hak isteminde bulunmuyorum, bu nedenle de hiçbir hakkı tanımak zorunda değilim. Güç kullanarak elde edebileceğimi güç kullanarak elde ederim. Bu yolla elde edemediğim üzerinde bir hakkım yoktur. Bir hak tanınmış olsun veya olmasın, beni ilgilendirmez; ben eğer güçlüysem kendimi güçlü kılmışım demektir; başkalarınca güçlü kılınmaya veya tanınmaya gereksinimim yoktur.

Stiner ‘in Dünya Görüşü

Stirner, ”dünya ile ilişki”sini de şu sözlerle özetliyor: Hiçbir şeyi ”Tanrı için”, ”insanlık için yapmam; yalnızca ”kendim için” yaparım, Zevk aldığım, hoşlandığım için… Hiçbir düşünce, hiçbir duygu, hiçbir inanç kutsal değildir. Tümü de benim tarafımdan yaratılmıştır. Yeryüzünde günahkar tek kişi bile yoktur. Ama dünya günah işlediğini sanan bir sürü deliyle doludur. Günah, insanların kafalarındaki bir yanılsamadır.

Stirner, kendisine biçtiği konumu özetle şöyle açıklamıştır:

Hiçbir düşünceye, hiçbir ” yüksek öz ”e, hiçbir insana hizmet etmiyorum. Yalnızca kendime… Her koşulda… Çünkü ben ”eşsiz” im. Ben başka egolarla birlikte var olan bir ego değişim: Tek egoyum. O nedenle, gereksinmelerim, eylemlerim, benimle ilgili her şey benzersizdir.

Stirner ‘in İnsan Düşüncesi

Stirner’e göre, insanlar ” sabit fikir”lidir. Bu, bir fikrin insanı kendisine tutsak etmesi demektir. Gerçekte, sabit fikirli olanların yeri tımarhanedir. çünkü ahlakilik, yasallık, Hristiyanlık v.b sabit fikirlerdir. Bu gibi sabit fikirli olanların özgürce dolaşabilme nedeni, o kadar geniş bir alanı doldurmaktadırlar ki onları alacak bir tımarhane olmamasındandır. Bu manyaklar her gün krkaklıklarını ve kinciliklerini açıkça sergilemektedirler ve aptal halk da onların bu delice işlerine alkış tutmaktadır. İster bir akıl hastanesindeki bir zavallı aptal kendisini Tanrı, Japon imparatoru, Kutsal ruh v.b olduğunu düşünsün, bunların tümü de ”sabit fikir”dir.

Stirner’in Liberalizm ve Komunizm’in Eşitlik Yaklaşımına Bakışı

Stirner, gerek liberalizmin ve gerekse komünizmin eşitlik ve özgürlük anlayışlarının da bir aldatmaca olduğunu öne sürer.

Siyasal liberalizmde insanın özgürlüğü başka kişiler karşınsa özgürlük, başkasının buyruğu altında olmamak, ”efendi” karşısında özgür olmaktır. Bu anlayışta kişinin kişiye buyurması söz konusu değildir, bunu yalnızca yasalar yapabilir. Böylece varsayılır ki insanlar eşittir. Ne var ki, kişilerin sahip oldukları şeyler de eşitlik yoktur. Yoksulun zengine, zenginin de yoksula ihtiyacı vardır. Yoksul zenginin parasına; zengin ise yoksulun emeğine ihtiyaç duyar. O halde, insanlar hiç de birbirlerine eşit değildir.

Sosyalizme gelince; bunda toplum maddi bir varlıkmış gibi gösterilir. Ancak, yalnızca toplumu oluşturan bireyler birer cismani varlıklardır. Toplumun bireylerin dışında kendi cismani bir varlığı yoktur. Şimdi, sosyalizmde işte bu ”toplum” her şeyin sahibidir. Bu nedenle mülkiyet kişisel değil, toplumsaldır. Bireyler, üstün ve tek bir buyurgan karşısında eşittirler, yani birer hiçtirler.

Stirner ‘in Devlet Anlayışı

Her devlet bir despotizmdir. Bu gerçek, devlet isterse bir kişinin, isterse cumhuriyetlerde ya da halk meclislerinde olduğu gibi birden çok kişinin elinde olsun, değişmez. Çünkü, her çeşidinde de birey için söz konusu olan, itaat etme görevi ve yükümlülüğüdür.

Üstün gücün tekeli kimlerin elindeyse monarşi, herkesin elindeyse demokrasi denildiğini belirten Stirner bu gücün bireye ve onun öz istencine karşı olduğu görüşündedir. Şiddet kullanmak bu üstün gücün, yani devletin tekelindedir. Devletin gerektiğinde şiddet kullanımına başvurması, hukuktur. Ama, bireyin şiddete başvurması bu hukuk karşında suç sayılır. Oysa, suçun kaynağı, daha önce belirtilen ”sabit fikirler”dir.

Devlet, sahtekarlık, hırsızlık, yalan üzerine kuruludur. Bu nedenle, egoist, çıkarı gerektiğinde, bu çıkarını korumak ve gerçekleştirmek için suç işleyecektir.

Stirner ‘in Mülkiyet Anlayışı

Stirner ‘in Mülkiyete bakışı ise; Özel mülkiyet ancak hukuk sayesinde var olabilmektedir. Güvencesi hukuktur. Bir şey ”benim” se bu ancak hukukun onayı iledir; mülkiyet, bir gerçeklik değil, bir varsayım, bir düşüncedir. Ne ki, gerçekte mülkiyet, hukuken bir şey üzerinde sınırsız haktır ama ön koşulu, ”güç” tür. Benim iktidarımda olan, benimdir. Demek ki, bir şeyi elde tutabildiğim sürece, o benim mülkiyetimdedir. Benim elimden örneğin devir, satış gibi yollarla çıkacak olursa, mülkiyet hakkım da yok olur. Şu halde, mülkiyet ve elde bulundurabilme çakışır: Eğer bir şeye sahip olamıyorsam, yani elimde tutacak gücüm yoksa, mülkiyetim de yok olur.

Max Stirner ‘in Eserleri

  • Benlik ve Mülkiyet (1845)
  • Gericiliğin Tarihi (1852)
  • Biricik ve Kendiliği ( 1845)

Max Stirner’e Gelen Eleştiriler

Marshall, ” Kızlar akademisinin ürkek ve anlaşılmaz öğretmeni” Stirner ‘in ”uyumsuz ve rahatsız bir varlık” olduğunu söylüyor.

Kaufmann, ” egomaniye varan bireyci” tanısını koymaktadır.

Prof. George Woodcock, ”…her kötülüğü yapmaktan çekinmeyen… Kuvvete tapma konusunda Stirner kadar aşırı ya da ahlak dışı arzulara karşı bu denli vurdumduymaz pek az anarşiste rastlanmıştır. Öğrettiklerinin gaddarlığı ile Kropotkin gibi bazı anarşistleri dahi korkutan bu bireyci fanatiği incelediğimiz zaman teorik aşırıların garip iç dünyaları ortaya çıkmaktadır… Kitabını yayınlamak için yeni bir ad kullandığı gibi, bunu yazmak için de ayrı bir kişiliğe büründü ya da en azıyla günlük yaşantısı sırasında gizli kalmış olan bazı vahşi ve alışılmamış kişiliğini su üstüne çıkarttı.

Kaynakça

  1. Max Stirner: The Ego & His Own; İngilizceye çev. Steven T.Byington
  2. Max Stirner: Biricik ve Mülkiyeti’nden Alıntılar, çev. H.İbrahim Türkdoğan.
  3. Peter Marshall: Anarşizmin Tarihi – İmkansızı İstemek; çev. Yavuz Alogan, İmge Kitapevi, Ankara, 2003.
  4. Yetkin, Çetin. Siyasal Düşünceler Tarihi III. İstanbul: Gürer Yayınları, 2012
  5. Matthias Kaufmann: Aydınlanmış Anarşi – Siyaset Felsefesine Giriş; çev. Yakup Çoşar, Ayrıntı yyn., İstanbul.
  6. Saul Newman: Bakunin’den Lacan’a – Anti-otoriyeryanizm ve İktidarın Altüst Oluşu; çev. Kürşad Kızıltuğ, Ayrıntı yyn., İstanbul, 2006
  7. Karl Marx – Frıedrıch Engels: Alman İdeolojisi; çev. Sevim Belli, Sol yyn., Ankara, 1976.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir