Sosyalist Feminizm Nedir 1960’dan Günümüze

Sosyalist Feminizm Nedir Kısaca

Sosyalist Feminizm 1960’lı yılların sonunda 1970’li yılların başında kadınların toplumsal konumunun tek bir sistem ile açıklanamayacağını ortaya koyarak doğmuştur. Temel savları Marksist literatürden alan bu ideoloji Radikal Feminizm eleştirisi olarak ortaya çıkmıştır. Radikal Feminizm ile ne anlatıldığını daha kapsamlı bir biçimde incelemek isterseniz; Radikal Feminizm Nedir Kısaca adlı yazımızı okuyabilirsiniz.

Sosyalist Feminizm kadının ikincil bir konuma düşmesini kapitalizmin gelişmesi ile paralellik gösterdiğini ortaya atmaktadır. Onlara göre kapitalizmin gelişmesiyle birlikte kadının değişen toplumsal konumu erkeğe göre belirlenmiş ve ikincil plana itilmiştir. Kapitalizmin geliştiği süreçte kadına evcillik, bakıp büyütme, bağımlı duyarlılık, erkeğe bağımlılık gibi kadını aşalayıcı birçok ideolojik fikir benimsetilmiştir. Erkeğe ise bu düşüncelerin tam zıttı olan; korumacı, bağımsız, güçlü ve hakkını arayan konumu erkeğin zihin yapısına ideolojik bir biçimde yerleştirilmiştir. Bu sürecin sonunda erkeğe yüklenen erillik ve kadına yüklenen dişilik bir doğallığı içerisinde barındırmaktan ziyade tarihsel olarak dikta edilmiş düşünceler biçimidir.

Bu tarihsel süreçte kadın, erkeğe bağımlı olan onun buyrukları altından çıkmayan ve onun belirlediği sınırların dışına çıkamayan bir nesneye dönüşmüştür.

Sosyalist Feminist Nedir

Sosyalist Feministtin ne demek olduğu sosyalist feminizmin kendi tanımlamalarında yatmaktadır. Sosyalist Feministti kısaca tanımlamak gerekirse; 1960’lı yıllardan sonra Radikal Feminizme bir tepki olarak ortaya çıkmış ve kadının toplumsal konumunu kapitalizmin çarkları arasında arayan, tarihsel bir bütünlük içerisinde kadının durumunu kavramış ve çözüm arayışı içerisinde olan bireyler olarak tanımlayabiliriz.

Sosyalist Feminizme en büyük katkıyı sağlayan Frederick Engels dir.

Sosyalist Feminizm Görüşleri

Sosyalist Feminizm Görüleri açıklamadan önce kapitalizmin kadın üzerinde ne gibi bir tarihsel dönüşüm geçirdiğine değinmekte fayda vardır. Engels kadın ve erkek ilişkisini şöyle tanımlamaktadır; Kapitalizm öncesi dönemde kadın, erkek ve çocuk ev içerisinde birlikte yaşar çalışılması gerektiğinde birlikte çalışır ve ihtiyacı olan ürünleri ihtiyaçları kadar üretirlerdi. Kendiliğinden iş bölümü olan bu dönemde sınıfsız bir toplumsal yapı vardı.

Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte kadın eve hapsedildi. Bu hapsediliş; ev işlerinin kadına yüklenmesi, çocuk bakımının kadına yüklenmesi, erkeğin ise ücretli işe girmesi kadın ve erkek arasında yeni bir iktidar ilişkisini doğurdu. Ücret karşılığında kapılan iş erkeği evin reisi konumuna getirdi ve kadının üzerinde otorite kurmasına sebebiyet verdi. Sürecin sonunda ev içerisine hapsolmuş kadının verdiği emek görmezden gelinmiş ve kadın, erkeğin otoritesine boyun eğerek kamusal alandan uzaklaşmıştır.

Sosyalist Feminizmin ve Kapitalizm

Sosyalist Feminizmi anlayabilmek adına ilk önce onun kapitalizmi nasıl yorumladığını kavramak hayati önem taşımaktadır. Kapitalizmin ortaya çıkışı ile ilgili birçok farklı konu olsa da biz sanayi devrimini kritik nokta olarak kabul edeceğiz. Sanayi Devrimi öncesi kadın ve erkek toprağa bağlı serfler biçiminde yaşamlarını sürdürmekteydi. Sanayi Devriminden sonrası yün ve ipek üretiminin artmasıyla geniş toprak sahipleri eskiden yürüttükleri tarımı bir kenara bırakarak hayvancılığa giriştiler. Eskiden yüzlerce serfe iş sağlayan toprak artık bir iki çoban vasıtasıyla işler yürütülebilir bir konuma geldi. Toprak sahiplerinin bu az emek ile üretim sağlaması geride kalan onlarca serfi kovmasıyla sonuçlandı.

Kırlardan kente göçe ön ayak olan bu süreç kadın ve erkeğin konumunda da günümüze kadar uzanacak bir toplumsal değişmeyi beraberinde getirdi.

Kapitalizmin başlarında fabrikalarda işçi olarak çalışan kadınlar teknolojinin gelişmesiyle birlikte fiziki anlamda yetersiz gelmeye başladılar. Böylelikle erkek kolay iş bulabilir bir konuma yükseldi. Bu konum mevcut zihin yapısının bir yansıması olan hukuksal alanda da karşılığını buldu. Yüksek emek isteyen ve maaşı yüksek olan işlerde kadınların çalıştırılması hukuksal anlamda kısıtlandı. Düşük maaşla geçinmeye çalışan veya iş bulamayan kadın evlenmeye mecbur kaldı. Bu mecburi evlilik süreci erkeğin otoritesine boyun eğmek anlamını içerisinde barındırmaktadır.

Kapitalist sistemde kadın, ev işleri ve çocuk büyütmekle sınırlandırılan görevleri kadının hem toplumsal alanda hem de siyasi arenada kendilerini var edememesi ile sonuçlandı. Feminizmin Birinci Dalgasında kadınların temel talebinin siyasi haklar olmasının sebebi burada aranmalıdır.

Tüm bu süreçlerin sonucunda kadının erkeğe bağımlı bir eşya olması kesinleşmiş ve kadın aşağı bir varlık olarak algılanmaya başlamıştır. Çünkü eve ekmek getiren erkek evin kurallarını koymayı kendi hakkı saymış, hukuksal ve toplumsa düşünce erkeğin bu hak anlayışını desteklemiştir.

Kadın ve Ücretsiz Emek

Sosyalist Feministler kadının emeğini iki biçimde tanımlamaktadır. Bu tanımlamalardan ilki ücretsiz emektir. Bu emek türü kapitalizm ile birlikte eve hapis olan kadının evde yürüttüğü iş sonucunda hiçbir ücret alamamasını ifade eder. Diğeri ise bildiğimiz işçi statüsüdür. Lakin bu işçilik erkek işçilerden farklıdır. Erkek işçiler kapitalizmde emeği sömürülürken kadın işçiler hem emek sömürüsüne maruz kalmakta hem de erkek patronların bedenleri üzerinde söz sahipliği girişimine maruz kalmaktadırlar.

Kapitalist sistemde kadınlar kendi bedenleri üzerinde denetim hakkına sahip değildir. Bu söz ne kadar marjinal gelse de günümüz kapitalist sistemde kadınların zihinlerinde oluşan güzellik algısı, diyet, estetik gibi faktörler kadına fark ettirmeden bedeninin hakimiyetini elinden almaktadır. Bu gibi faktörleri kadınlar kendileri için yaptıklarını iddia etseler dahi kendi vücutların bir nesne olarak gördüklerinin zihni yansımasıdır.

Sosyalist Feminizm Neyi Savunur

Sosyalist Feminizme büyük katksı olan Engels’e göre kadınlar ancak erkekler ile toplumsal eşitlik kurdukları ve eşit hakları paylaştıkları zaman özgür olabileceklerdir. Bu özgürlüğü sağlamak için de tüm kadınların toplumsal üretime katılması, aile yapısının ortadan kaldırılması, ev işlerinin bir toplumsal sanayi biçimde örgütleyerek kadının değerli zamanını böyle gereksiz işlere ayırmasının önüne geçilmelidir.

”Kadın ve Sosyalizm” adlı kitabında Babel, Engels ile aynı düşünceleri paylaşarak kadının mevcut konumunu sınıfsal temelde açıklamıştır. Babel, kadının özgürleşmesini Sosyalist bir devlet yapısı ve çocuk bakımın da toplumsallaşmayla gerçekleşeceğini savunmuştur. Babel’in Engels’den farkı Babel, kadının hem ev hayatında hem de iş hayatında büyük haksızlıklara uğradığı ve ezildiğini vurgulamıştır. Düşünüre göre kadın, kapitalist sistemde erkekten daha az bir ücretle çalışan kadın hem iş hayatında hem de ev hayatında didinip durmaktadır. Evlilik kurumu kadını köleleştirmiştir. Cinsel ahlak da kadını baskılayan başka bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu sorunları çözmek için kadın, siyasal haklarını, eğitim haklarını ve erkek de bulunan tüm hakları toplumsal temelde eline almalıdır.

Sosyalist Feminizm Kitap Önerileri

  • August Babel ( Kadın ve Sosyalizm )
  • Fredirick Engels ( Ailenin Özel Mülkiyeti ve Devletin Kökeni )
  • Josephine Donovan ( Feminist Teori )
  • Maurice Dobb ( Kapitalizm Dün Bugün )
  • Christine Delphy ( Baş Düşman Kadının Görünmeyen Emeği )
  • Necla Arat ( Feminizmin ABC’si )
  • Safiye Kırlar Barokas ( Reklam ve Kadın )
  • Heidi Hartmann ( Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği )

Kaynakça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir