Sofistlerin Siyaset Bilimi Açısından Önemi

Sofistler, site devletlerin özgün yapılarının değişmeye başladığı bir çağın düşünürleriydi. Bu bakımdan incelendiğinde Siyaset Bilimi açısından önemi ortaya çıkmaktadır. Sınıfsal bileşimin yeni bir dengeye ulaştığı, tacirler ve yapımcılardan oluşan varsıl sınıfın etkinlik kazandığı bir dönemde yaşamışlardır.

Sofistler ‘in Siyasal Konumu

Kurulan koloniler, siyasal örgütlenmenin insan istencine ne denli bağlı olduğunu gözler önüne sererek toplumların geleneksel örgütlenmelerinin değiştirilebileceğini kanıtlamıştı. Başta denizciliğin ilerlemesi ile ülkelerin değişik toplumsal ve siyasal yapılarda olabileceği görülmüştü. Öte yandan, Atina’daki siyasal gelişmeler, Kurultay’da ve yargıçlar kurulu önünde özgür bir tartışma ortamı sağlamış bulunuyordu. Sofistler’in, polisin o günkü toplumsal ve siyasal örgütlenmesini, değer yargılarını tartışma konusu yapmalarını her şeyden önce bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Bu açıdan bakıldığında da hangi çevrelerin Sofistler’e karşı çıktığı, onları eleştirdiği ve giderek yerdiği daha iyi anlaşılır. Şunu da eklemeli ki, Sofistler’in çoğu Atina’ya başka yerden gelmiş yabancılardı ve ”meteikos” olarak bu kentte kalıyorlardı.

Protagoras, Abderra’dan; Gorgias, Leontini’den; Thrasimakhos, Kalkedon’dan; Prodikus, Keos’dandı.

Bu nedenle de Sokrates’in; ” … İşte Appolodaros’un oğlu Hippokrates, Atinalıdır, çok ünlü ve zengin bir ailenin çocuğu, akranlarının en iyileriyle boy ölçüşebilir, galiba devlette ünlü olmak istiyor. Bunun için de senden ders almayı en sağlam yol sayıyor. Şimdi bu konu üzerinde bizimle baş başa mı yoksa herkesin önünde mi konuşmak istersin? ” sorusunu Protagoras şöyle yanıtlayacaktı:

Sokrates, benim hesabıma gösterdiğin ihtiyat pek yerinde gerçekten yabancı bir adam böyle büyük devletlere gelir, aydın delikanlılar da daha iyi yetişeceklerini sanarak genç, ihtiyar hemşerilerini ve yabancıları bırakır ondan ders almaya kalkışırsa bu yabancının çok ihtiyatlı olması gerekir, çünkü herkes onu kıskanır, ona kin besler, düşmanlık eder.

Öte yandan, Sokrates, Hippokrates’i Protagoras’la tanıştırırken onun ”zengin bir ailenin çocuğu” olduğunu söylemesinden de anlaşılacağı üzere Sofistler’in başarılı olmanın yollarını ”paralı eğitim” karşılığında öğretiyorlardı. Varsıl sınıflar ise ; eskiden kalma varlıklarını hala ellerinde bulunduran aristokratlar ile gelişen tacirler ve yapımcılardı.

Sofistler’in aristokratlara bu yolla hizmet etmeleri bir yandan demokratların tepkisini doğururken, tacirlere de aynı hizmeti görmeleri gelenekçi çevreleri tedirgin ediyordu. Üstelik, yargıçlar kurulunda çözüme bağlanacak uyuşmazlıklarda Sofistler’in başarılı olmanın yollarını öğrettiklerine ilişkin savları ve bu konudaki genel kanı, toplumun bu kesimlerince onların haklıyı haksız, haksızı haklı yaptıkları inancı ile birleşiyordu.

İnsan mı ? Tanrı mı ?

Sofistler’ in önceki Yunan düşünürlerinin toplumsal ve siyasal yapıyı değişmez bir veri gibi görerek toplumsal olayları ilgi alanları dışında bırakmalarına karşılık, ele aldıkları başlıca toplumsal toplum ve insan olmuştur.

İşte, Protagoras’ın ”insan her şeyin ölçüsüdür” sözünü bu açıdan değerlendirmek gerekir. Daha önce de değinildiği gibi, o, düzenli bir toplumsal yaşamdan yanaydı ama düzen kavramının toplumdan topluma değiştiğini, insanların değişik düşüncelerde olduğunu da görüyordu. Ama asıl önemlisi, Protagoras’ın toplumsal yaşamın odağının ”insan” olduğunu vurgulamasıydı.

Daha sonraları, Yasalar dialogunda Platon, onun bu görüşüne karşı çıkarak, ”Bizim için her şeyin ölçüsü tanrı olmalıdır, insan değil.” diyecek, gerçekte bu ünlü sözüyle toplumsal ve siyasal yaşamda Protagoras’ın insanı temel aldığını, istemeyerek de olsa, belirtmiş olacaktır.

Sofistler ‘in Konu Edindikleri Siyasal Düşünceler

Sofistler, toplumsal ve siyasal olayları irdelemeye başlayınca siyasal düşünürlerin tarih boyunca çözmeye çalışacağı birçok sorun ile karşılaşacaklardı. Kuşkusuz, temel bir öğretilerinin bulunmamasının da etkisiyle çözüm önerileri başka başka olacaktı. Bir yandan en güçlünün haklılığını savunuyorlardı. Doğal hukuk kavramı, Antiphon’un yaptığı gibi, siyasal iktidarca da uyulması gereken ve onun üzerinde bir hukuk olarak düşünüldü.

Thrasimakhos, siyasal iktidarın belli bir sınıf yararına olduğunu anlattı ve yönetilenlerin ideolojik açıdan koşullandıklarını söyledi. Protagoras ve başkaları devletin bir sözleşme ile ortaya çıktığını söyleyerek ve toplumsal sözleşme kuramını böylece ortaya atarken Kallikles bir başka açıdan doğal yasaları savundu ve insan eliyle konulan yasaların doğal yaşamı engellediğini öne sürdü.

Sofistler’in Siyasal Düşünceler Açısından Günümüze Etkisi

Sofistler, günümüze değin gelecek olan ”doğal hukuk” kavramına katkıda bulundular; özellikle Hobbes, Locke, Rousseau ile siyasal sorunların çözümünde bir tılsım gibi görünecek olan ”toplumsal sözleşme kuramı” üzerinde durdular; siyasal iktidarın doğal yasalarla sınırlandırılması gerektiği düşüncesini işlediler; mutlakiyetçi, pozitivist, faşist devlet kuramlarınca benimsenecek olan, uluslararası ilişkiler anlamında en güçlü temsilcisinin Hegel’in olacağı ”en güçlünün hakkı” kavramını ortaya attılar; toplumsal kuralların güçlü insanı engellediğini öne süren Kallikles, Nietzsche’nin öncüsü oldu.

Kaynakça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir