Otoriter Yaklaşım Nedir

Otoriter Yaklaşım Nedir gibi bir soru tam anlamıyla salt bir cevap verilebilecek bir soru değildir. Otoriter Yaklaşım nedir ‘i kavrayabilmek adına adım adım ilerlenecek ilk otoriterin ne olduğuna değinilecek ardından yazımız siyasal düşünceler açısından otoriter rejimlere değin uzanılacaktır.

Otoriter Nedir

Otoriter kavramı kendi içerisinde bulunan otorite kavramıyla açıklanmaktadır. Otorite; sözlük anlamı olarak ”yetke” şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Lakin otoritenin yetki anlamından daha geniş bir anlama sahiptir. Bizler otorite kavramını duyduğumuz anda bunu siyasi bir terminoloji olarak algılamaktayız. Lakin bu kavram günlük hayatta, eğitimde, sağlıkta ve hatta cinsiyetler arasında bile karşılaştığımız bir durumdur

Otoriter yaklaşım örnekleri yazının ilerleyen bölümlerinde çokça ele alınacak olsa da otorite kavramını kavrayabilmek adına eğitim alanında bir otorite örneği olarak öğretmenin öğrencinin üstünde ki ”not” otoritesini söyleyebiliriz. Öğrenci ne kadar kabullenilemeyecek bir yaklaşımla karşılaşsa da öğretmenin buyruğuna uyma durumu öğretmenin otorite durumuyla ilişkilidir.

Otoriter Nedir ‘in ilk özelliği böylelikle karşımıza çıkmış bulunuyor: Bir buyruğu itirazsız yerine getirme istenci.

Otoriter kavramı yukarıda bulduğumuz ilk özellik temelinde tanımlanmaktadır. Buna göre otoriter; yetkisine hiçbir sınırlama koymayan, buyurgan ve yapmış olduğu buyruğun hiçbir engel karşısına çıkmadan yerine getirilmesini talep eden kişi veyahut sistem olarak tanımlayabilmekteyiz.

Otoriter Rejim Nedir

Yirminci yüzyıl siyaset biliminin bakış açısıyla otoriter rejimler, uzun bir dönem iki temel siyasal rejimin (liberal demokrasi – totaliter) gölgesinde kalmıştır. Her iki büyük rejime de girmeyen otoriter rejim, ya geleneksel mutlak monarşiler ya da kişisel diktatörlükler olarak tasnif edildi. Bu sınıflandırış sonucunda liberal demokrasilere ya da totaliter rejimlere dönüşecek bir ara form olarak nitelendirildi.

Otoriter rejimlerin, gerek liberal demokrasilerden gerek totaliter rejimler ve gerekse geleneksel otokrasilerden farklı, kendisine özgü bir rejim tipi olarak kavramsallaştırılması yatmaktadır. Otoriter Rejim kavramının kavramsallaşmasını günümüzün en önemli siyaset bilimcisi olarak nitelendirebileceğimiz Juan J. Linz’e borçluyuz. İspanyol kökenli olan Linz, İspanya’daki Franco rejimine ilişkin gözlemlerinden hareketle, 1964 yılında yayınlanan öncü bir makalesinde, otoriter rejimleri ayrı ve özgün bir siyasal rejim tipi olarak tanımladı.

Linz, daha sonra bu teorisini, 1975 yılında yayınlanan Totalitarian and Autoritarian Regimes başlıklı monografisinde geliştirdi. Son olarak Linz, 2000 yılında bu eserini, yeni gelişmeleri analiz eden kapsamlı bir giriş bölümü eklemek suretiyle, yeniden yayınladı.

Son yıllarda otoriter rejimlerin, siyaset bilimcilerinin ilgisini daha çok çektiğini gözlemlemekteyiz. Bunun bir nedeni, 1960’lardan itibaren özellikle Latin Amerika’da otoriter rejimlerin daha eski tilerinden farklı özellikler taşıyan ve ”askeri-bürokratik otoriter rejimler” olarak adlandırılan yeni bir otoriter rejim tipinin ortaya çıkmış ve yaygınlık kazanması olarak nitelendirebiliriz.

Seçimsel Otoriter Rejim

İkinci en büyük neden ise ”demokratikleşmenin üçüncü dalgası” na ve komünist tipteki totaliter rejimlerin yıkılmasına paralel olarak, ”seçimsel otoriter rejimler” adı verilen, daha yeni bir rejim tipinin ortaya çıkmış bulunmasıdır. Bu rejimlerin özellikleri, günümüzde demokratik ideolojinin küresel yükselişine ir taviz olarak, bazı demokratik görüntülere yer vermeleri, ancak özlerinde otoriter rejim niteliklerini sürdürmeleridir.

Seçimsel otoriter rejimlerin yanı sıra, demokratik niteliklerin daha ağır bastığı, fakat birtakım otoriter özelliklerin de korunduğu ”seçimsel demokrasiler” de, günümüzde hayli yaygın olan bir siyasal rejim tipidir. Seçimsel otoriter rejimler ve seçimsel demokrasiler, liberal demokrasilerle kapalı otoriter rejimler arasındaki ”gri bölge” de yer alan ara tipler olarak nitelendirebiliriz. Bu ara tiplere, özellikle Türkiye açısından büyük önem arz etmektedir.

Otoriter Rejimlerin Ayırt Edici Nitelikleri

Otoriter yaklaşım nedir adlı yazımızın belki de en kritik noktası Otoriter Rejimlerin ayırt edici niteliklerini saptamaktır. Bu konuda ünlü siyaset bilimci Juan Linz’in tanımlamasına başvuracağız.

Linz, 1964 yılında yayınlanan makalesinde otoriter rejimleri şöyle tanımlamıştır:

Sınırlı, fakat sorumlu olmayan bir plüralizme yer veren; işlenmiş ve yol gösterici bir ideolojiye değil, kendine özgü zihniyetlere sahip olan; gelişimlerinin bazı aşamaları dışında, yaygın ve yoğun bir siyasal mobilizasyon yaratmayan; bir liderin veya bazen küçük bir grubun, biçimsel yönden iyi belirlenmemiş, fakat fiiliyatta oldukça tahmin edilebilir sınırlar içinde iktidarı kullandıkları siyasal sistemler.

Bu tanımlamayla birlikte otoriter yaklaşım nedir ve otoriter rejimin ayırt edici niteliklerinin ne olduğuyla ilgili üç nitelik keşfetmiş bulunuyoruz. Bunlar: Sınırlı plüralizm , bir ideolojiden ziyade bir zihniyetin varlığı ve siyasal mobilizasyonun düşük düzeyde oluşu

Sınırlı Plüralizm

Sınırlı plüralizm, otoriter rejimleri, bir yandan hemen hemen sınırsız bir plüralizme sahip olan liberal demokrasilerden, öte yandan plüralizmin hemen hiç mevcut olmadığı totaliter rejimlerden ayırt etmektedir. Linz’e göre,

Plüralizm sınırlandırılması, hukuki veya fiili olabilir; uygulamanın etkinliği az veya çok olabilir; bu sınırlama, salt siyasal gruplara inhisar ettirilebileceği gibi, menfaat gruplarını da kapsayabilir; yeter ki, devletçe yaratılmamış veya ona bağımlı olmayan ve siyasal süreci şu ya da bu yönde etkileyen birtakım gruplar mevcut olsun. Bazı rejimler, sınırlı sayıda bağımsız grupların veya kurumların siyasal katılmasını kurumsallaştırmak, hatta bunların ortaya çıkmalarını teşvik etmek noktasına kadar gidebilirler; ancak bunu yaparken, hangi grupların varlığına hangi şartlar altında müsaade edileceği konusundaki nihai kararın yöneticilere ait olduğunda da kuşkuya yer bırakmazlar. Üstelik siyasal iktidar, bu gruplara karşı hayli duyarlı olsa bile, bunlar aracılığıyla vatandaşlara karşı hukuken ve/veya fiilen hesap verme durumunda değiller.

İdeolojiden Çok Bir Zihniyetin Varlığı

Otoriter rejimlerin ikinci bir tanımlayıcı unsuru, bir ideolojiden çok, bir zihniyetin varlığıdır. Linz, ideolojilerin totaliter rejimlerin belirleyici unsuru olmasına karşılık, otoriter rejimlerin zihniyetlere dayandığını belirtmekte ve bu ikisi arasındaki farkı şöyle açıklamaktadır:

”İdeolojiler, aydınlar veya sözde-aydınlar tarafından yahut onların yardımıyla, çoğu zaman yazılı biçimde olmak üzere, fikri bakımdan az çok işlenmiş ve örgütlendirilmiş düşünce sistemleridir. Zihniyetler ise, değişik durumlara karşı kodlandırılmamış tepkiler sağlayan, rasyonel olmaktan çok, duygusal nitelik taşıyan, düşünce ve duygu tarzlarıdır… Zihniyet ruhsal ön yönelimdir; ideoloji, derin düşünme ve kendini yorumlamadır; zihniyet önce, ideoloji daha sonra oluşur; zihniyet şekilsiz ve değişkendir; ideoloji katı bir şekilde bürünmüştür… İdeolojilerde güçlü bir ütopyacı unsur vardır; zihniyetler bugüne veya geçmişe daha yakındır… İdeolojilerle zihniyetler, cevaplandırabilecekleri sorunların çeşitliliği, bu cevapların kesinlik dereceleri, cevap çıkarma sürecinin mantığı ve bu cevaplarla politikalar arasındaki çelişkilerin gözle görünürlüğü açılarından çok farklıdırlar. Eylemlerin meşru veya gayrimeşru kılacak belirleyici güçleri de, birbirinden çok farklıdır.

Siyasal Mobilizasyon

Bu farkları nedeniyle, zihniyetleri yoğon bir siyasal eğitim ve mobilizasyon aracı olarak kullanmak, ideolojilere oranla daha zordur. Bu bizi otoriter rejimlerle totaliter rejimler arasındaki üçüncü önemli farka, yani totaliter rejimlerin yoğun bir siyasal mobilizasyona ve katılmaya dayanmalarına karşılık, otoriter rejimlerde katılma ve mobilizasyonun düşük düzeyde oluşuna götürmektedir. Linz’e göre, otoriter rejimlerin,

” Ortak olgusal karakterlerin biri, siyasal mobilizasyonun düşük düzeyde ve sınırlı oluşudur… Bazı rejimlerde vatandaş kitlesinin siyasetten uzaklaşması yöneticilerin amaçlarına uygun düşer, zihniyetleriyle bağdaşan ve onları destekleyen sınırlı plüralist unsurların karakterini de yansıtır.”

” Bazı otoriter rejimler, kuruluşlarındaki tarihsel ve sosyal ortam nedeniyle, başlangıçta böyle bir mobilizasyon sağlamaya çalışabilirlerse de, rejim ”daha totaliter veya daha demokratik bir yöne doğru gitmedikçe, sonunda mobilizasyon ve katılmayı sürdürmek güçleşir. Özellikle bir tek parti ve onun kitle örgütleri vasıtasıyla yürütülecek etkin bir mobilizasyon, sınırlı plüralizmin diğer unsurları, özellikle ordu, bürokrasi, kiliseler veya menfaat grupları tarafından bir tehdit olarak görülür.”

Otoriter Yaklaşım Nedir

Otoriter yaklaşım nedir adlı yazımızın sonuç bölümünü oluşturan bu başlık yazı boyunca otoriter kavramı üzerinden süre gelen bir anlayışı özetlemeyi amaçlamaktadır.

Otoriter yaklaşım yukarıda belirttiğimiz gibi sadece siyasal bir rejim olarak karşımıza çıkmamaktadır. Siyasal yaklaşım bir kişinin veyahut bir sistemin karşılaştıkları bir olay sonucunda nasıl bir tavır sergilediği o kişinin veyahut sistem otoriter bir yaklaşım sergileyip sergilemediğiyle ilgili bizlere birçok sonuç sağlamaktadır.

Otoriter Yaklaşım Örnekleri

Bir eğitim sisteminde ki otoriter yaklaşım öğretmen ile ilgilidir. Öğretmen elindeki not otoritesi sayesinde öğrenciler üzerinde bir egemenlik sağlıyorsa, davranışları ve söylemleri buyruk etrafında şekilleniyorsa öğretmenin yaklaşım biçimi bizlerin karşısına otoriter bir yaklaşım olarak çıkmaktadır.

Cinsiyetler arasında bile otoriter yaklaşımı gözlemlemekteyiz. Buna örnek vermek gerekirse bir erkek ile bir kadın arasında ki ataerkil zihin yapısı sonucunda erkeğin kadın üzerinde ki otoritesi ve bu otoritenin sağladığı buyurgan tavır, davranışlar ve hiçbir sınır tanımama erkeğin kadın üzerinde ki otoriter yaklaşımını bizlere göstermektedir.

Otoriter Yaklaşım Örnekleri ile ilgili günlük yaşamdan ve siyasal yaşamdan yüzlerce örnek verilebilmektedir. Lakin yazının özü itibariyle Otoriter Yaklaşım Nedir sorusuna bir cevap aradığımızdan örneklere burada bir son vererek daha ileri okuma yapmak isteyen siz okurlarımız için bir sonra ki bölüm olan Otorite ve Otoriter Yaklaşım ile ilgili kitap önerilerine geçmek durumundayız.

Otoriter Yaklaşım İle İlgili Kitaplar

  • Kürşat Bumin – (OTORİTER DEMAGOJİ – FARKLI OL, BENİM GİBİ OL)
  • Adnan Gümüş – (Müfit gömleksiz (Din Milliyetçilik ve Otoriteryenizm)
  • Jürgen Habermas – (SİVİL İTAATSİZLİK)
  • Ali Çakırbaş – (OTORİTERİZM İKİ SAVAŞ ARASI DÖNEMDE AVRUPA’DA KAOS)
  • Erdem Demirtaş – (ORTADOĞU’DA DEVLET VE İKTİDAR)
  • Bahadır Nurol – (Otoriter Popülizm Çağı)
  • İbrahim Ö. Kabaoğlu – (BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTERLERİ)
  • Karl H. Bönner – (Nichtautoritare Erziehung “otoriter olmayan eğitim?”)
  • Sanford, Milgram, Şerif, Asch – (Otoriteryen Kişilik)
  • Pierre Jean Luizard – (İSLAM TOPRAKLARINDA OTORİTER REJİMLER)
  • Taha Akyol – (Kuvvetler Ayrılığı Olmayınca: Otoriter Demokrasi: 1946-1960)
  • Juan J.Linz – (Totaliter ve Otoriter Rejimler)

Kaynakça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir