Muhafazakarlık

Latince ”conservare” ve ”conservatismus” kelimelerinden türeyen muhafazakarlık kavramı, ”korumak” veya olduğu gibi muhafaza etmek” anlamına gelir. Muhafazakarlık, varoluşunu kesinlikle reddettiği Fransız Devrimi, modernleşme ve Aydınlanma düşüncesine borçludur. Tarihsel geleneği yok sayan devrimci anlayışı ve toplumsal aklı reddeden aydınlanmacı düşünceyi reddeden Muhafazakarlık, tamamen korumacı ve savunmacı bir yapıya sahiptir.

Muhafazakarlığın Tarihi Kökenleri

Çağdaş siyasal akımları doğuran ana kaynak Fransız Devrimidir. Bu devrimin öncesinde ve sürecinde ortaya atılan ”özgürlük, eşitlik, kardeşlik” gibi sloganlar başta milliyetçilik olmak üzere liberalizm, sosyalizm ve anarşizm gibi siyasal ideolojileri tarih sahnesine çıkartmıştır. Tüm bu ideolojiler devrimin doğurduğu ilkelere şüphe ile baksalar da yoğun bir vurgu içerisinde devrimin ilkelerini savunmuşlardır.

Oysa muhafazakarlık kendisini başta Fransız Devrimi olmak üzere , toplumu değiştirmek isteyen tüm devrimlere ve ideolojilere karşıt bir konuma oturtmuştur. Aslında muhafazakarlık tam da devrim ve ideoloji karşıtı bir siyasal akımdır. Muhafazakarlık, bir siyasi tavır olarak Fransız Devrimi ve modernleşme süreciyle ortaya çıkmıştır.

Sanayileşme ve doğurduğu sınıfsal ayrımlar; devrimler ve doğurduğu ahlaki, dini ve kültürel değişimler muhafazakarlığın değişiminde önemli rol oynamıştır. Muhafazakarlık, tüm bu devrimlerin değiştirmek istediği sosyal, siyasal, ekonomik ve dini yapıyı ”muhafaza etmek / korumak” üzerine kurulu bir savunma düşüncesidir.

İlk Dönem Muhafazakarlık

Muhafazakar fikir ve doktrinler ilk defa 18. yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Fransız Devrimi ve sonrasında ortaya çıkan büyük siyasal ve sosyo-ekonomik dönüşüme duyulan tepkiler muhafazakar düşüncenin özünü oluşturur.

Muhafazakar yaklaşımların, 19. yüzyıldan bu yana toplumu dikkate almayan, Fransız tipi aydınlanmayı herkese dayatan, Jakoben ve ideolojik müdahalelere karşı, toplumu ve toplumsal değerleri öne çıkaran, kişilik sahibi sorumlu insanı özgür ve özerk bir özne olarak siyasi alana sokmak isteyen bir hayat ve siyaset iddiası içinde olduğu görülür.

Edmund Burke ve İlk Dönem Muhafazakarları

Muhafazakarlık teorisi, Fransız Devrimine ciddi eleştiriler getiren Edmund Burke ile başlar. Burke’ten Lord Hugh Cecil ve Lord Hailsham kanalıyla Roger Scruton’a kadar, siyasal muhafazakarlığın temelleri inşa edilmiştir. İlk dönem muhafazakarlığı otoriter ve ılımlı olmak üzere çok geniş bir yelpazede çeşitliliğe sahiptir.

Joseph de Maistre gibi düşünürlerin öncülüğünü yaptığı Kıta Avrupası Muhafazakarlığı her türlü reform fikrini reddeden, otokratik ve tepkici bir düşünce geleneği iken; fikir babalığını Burke’ün yaptığı Anglo-Amerikan kökenli muhafazakarlık daha esnek ve değişim fikrine daha açıktır.

1989 Devriminden önce de Fransa’da ve Avrupa’da tutucu çevrelerde kralcılar ve Katolik düşünürler arasında 1789 Devriminin düşünce akımları tepkiyle karşılanıyordu. Ancak bu düşünceler fazla önemli ve etkili olamamıştır. O dönemde ünlü yazarlar ve düşünürler karşı taraftadır. Bununla birlikte devrimden sonra, devrimin getirdiği ilkelere ve düşünce sistemine karşı tepki giderek şiddetlenmiştir. Bu şiddetli tepkilerden biri de İngiliz düşünürü Edmund Burke’den gelmiştir.

İrlanda’nın soylu bir ailesinden gelen Burke, ”Fransız Devrimi Hakkında Düşünceler” adlı eserinde bu görüşlerine yer verir.

Bir devrimin anarşiye neden olmaması gerektiğini söyleyen Burke’de fayda düşüncesi hakimdir. Fransız Devriminin Soyut ilkelerini eleştiren Burke, bunların İngiltere için tehlikeli olacağına inanıyordu. Fransız düşünürleri, eski rejimin kurumlarının gelişen yeni durumlara cevap veremediğini ileri sürüyorlardı ve bunun için de eskiyi yıkıp yerine yeniyi kurmak istiyorlardı.

Ama dayandıkları ilkeler hep sayut kavramlardı. Bu soyut kavramlardan birisi toplum sözleşmesi idi. Buna göre insanlar doğal yaşamdan sözleşmeyle kurtulmuşlardı. Ancak, bilindiği gibi sosyal sözleşmeyi savunanlar özellikle de Rousseau, toplumun bireyler arası anlaşmalarla kurulduğuna gerçekten inanmıyordu.

Fakat eğer toplumda kişinin kaderine hakim olmasını, özgür olmasını istiyorsak, eğer herkesin mutlu olacağı bir toplum kuracaksak, toplumu insanların birlikte yaşama iradesine dayandırmamız yerinde olacaktır, diyordu. Ulusal egemenlik kavramı da Burke’e ters geliyordu; ulusal egemenliği hükümet kavramıyla, kamu düzeni kavramıyla bağdaştıramıyordu.

İnsanlar iyi yasalar isterler, etkili bir yönetim isterler, mal ve canlarının korunmasını isterler, zengin olmak isterler ki, bu istekler bir İngiliz için çok doğaldır. Fakat diyecektir Burke, insanlar hükümete katılmak istemezler. Bu arada Burke, toplum düzeninde yoksulluk gibi, insanı rahatsız edici bazı durumların bulunabileceğini ve bunların üzüntü verici olduğunu kabul etmekle birlikte, sosyal denge için gerekli olduğunu da söyleyecektir.

Burke zaman, yer ve kişi kavramlarından arınmış soyut değerleri tartışmak istemez. Koşulları tam olarak bilmeden soyut ilkelerin tartışmasını yapmak Donkişotluktan başka bir şey olmayacaktır. Siyasal sorunlar zaman, yer ve kişilerden soyutlanmış sorunlar olamaz. Somut sorunlara eğilmeden yararlı ve kalıcı bir iş yapılamaz.

O’na göre, tahtı kraldan, parlamentoyu parlamenterden ayrı düşünmeye olanak yoktur. Burke, İngiliz toplumunun geleneklerine bağlı bir toplum olduğunu, yeni bir yönetim kurmanın ”feci ve iğrenç bir şey” olduğunu, İngilizlerin sahip oldukları değerlere ataların mirası olarak sahip olduklarını söyler.

Siyasette her şeyi silip yeni baştan yapmaya kalkışmaktansa her şeyi kendi gelişme haline bırakmak daha yerinde olacaktır. Burke, toplumun bireyci, akılcı ve soyut değerlendirmesine karşıdır. Geleneklere ve göreneklere saygı ve bunların korunmasını savunan Burke, geçmişin mirasına, ayrıcalıklı hiyerarşik toplum düzenine ve bu düzenin kurum ve kurallarına bağlıdır.

Bu yüzden Burke, başta Fransız Devrimi olmak üzere tüm devrimleri ”gerçekliğin, akıl tarafından tecavüze uğraması” olarak eleştirir.

Aydınlanma ve Muhafazakarlık

Muhafazakar siyasal ideolojinin felsefi temelleri anlamaya ve muhafazakar düşünce geleneğinin omurgasını oluşturan değer ve ilkeleri analiz etmeye yönelik her çalışma, onun kendisine karşı eleştiri olarak biçimlendiği bir tarihsel dönem olarak Aydınlanmaya gitmek zorundadır. Çünkü muhafazakarlığın ortaya çıkışı bakımından Fransız Devrimi ne ölçüde nemli bir siyasal koğuşu ifade ediyorsa, Aydınlanma da o ölçüde önemli bir felsefi kopuşu ifade etmektedir.

Muhafazakarlığı ortaya çıkaran şey, aklın dinin yıkılmasından doğan boşluğu dolduramamasıdır. Muhafazakar akıl, onun savunanların felsefi tercihlerine bağlı olarak aklın vahiyle kayıtlanmasında olduğu gibi dini; tecrübe ve gelenekte somutlaşan pratikte kayıtlanmasında olduğu gibi seküler biçimlerde temellendirilebilmektedir.

Muhafazakarlık, topluma ve siyasete ilişkin temel tezlerini, işte bu Aydınlanma aklından farklı ve ona karşıt olan bir akıl anlayışına dayandırmıştır. Bu anlamda Aydınlanma aklının en belirgin özelliği, insan aklına duyulan sınırsız bir güveni yansıtmasıdır. Muhafazakarlığın temel ilkeleri de aydınlanmanın işte bu aklına güvensizlikle şekillenmiştir.

Muhafazakarlığın Temel İlkeleri

Muhafazakarlık doktrinini Edmund Burke temellendirmiş olsa da Joseph de Maistre, Lord Hugh Cecil, Lord Hailsham, Roger Scruton, Benjamin Disraeli, Michael Oakeshtt gibi düşünürler de muhafazakarlık düşüncesinde etkin isimlerdir. Bu ideolojinin temel ilkelerini hepsinin benimsediğini ama kendi siyasal sorunlarına özgü farklı cevaplar ürettiklerini söyleyebiliriz.

Muhafazakarlık, tarhiten bağımsız üretilmiş, toplumdan ayrı yaratılmış soyut insan anlayışını reddeder.Her bir insanın tarihin, geleneğin, kültürün, dinin veya bir ırkın ürünü olduğunu savunan muhafazakarlık, tüm bu somut veriler dışında üretilen aydınlanma insanının ve modern bireyi kabul etmez.

Fransız Devriminin yarattığı bu havada asılı duran bireyi ayakları üzerine indirmek gerektiğine inanan muhafazakarlık, tarih ve toplum dışı değerlerle bireyi düzenleyen her türlü ideolojik anlayışı eleştirir. Muhafazakarlığın hangi temel ilkeler üzerine oturduğuna dair birçok düşünür farklı ilkeler belirlemekle birlikte şu ortak özellikleri çıkartmak mümkündür:

  • Toplumsal olanın önceliği ve üstünlüğü
  • Geleneklerin akılla değil toplumsal yaşamla yaratıldığı ve bu yüzden de toplumsal alana yapılan rasyonel müdahalelerin toplumsal ve siyasal düzeni ve uyumu bozduğu
  • Kutsal olanın gerekliliği
  • Birey ve toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen aracı kurumlara büyük önem verilmesi
  • Toplumsal yapıda kendiliğinden oluşmuş olan çeşitlilik, farklılık ve eşitsizliklerin doğal düzenin parçası olarak kabul edilip doğurduğu hiyerarşik düzene saygının gerektiği
  • Toplumsal ve siyasal düzensizlikten ve devrimlerden aşırı tedirginlik
  • Tarihe saygı ve tarihin doğurduğu her türlü değer ve ilişkiye sıkı sıkıya bağlılık

Muhafazakarlık: İdeoloji Sorunu

Muhafazakarlığın tüm ideolojilere ve devrimlere toplumu dönüştürme hastalığı olarak bakmasından dolayı kendisinin nasıl bir ideoloji olduğu, ideoloji olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı, temel felsefesinin ve parametrelerinin neler olduğu tartışılan konulardandır. Muhafazakarlığı, bir ideoloji olmak yerine tepkisel bir refleks olarak görenler olduğu gibi, siyaset bilimi terminolojisi ve Batılı siyaset kuramında bugün anlaşıldığı biçimiyle kapsamlı bir ideoloji olarak görenler de vardır.

Muhafazakarlığın farklı ülkelerde farklı modeller ortaya koyması ve ortak bazı parametreler öngörmekle birlikte değişik anlayışlar üzerinde yükselmesi onu diğer ideolojilere göre sistematik bütünlüğü daha gevşek bir ideolojiye dönüştürür. Liberalizm ve Sosyalizm gibi kuramsal yapısı bütünlük akımlarla karşılaştırıldığında muhafazakarlığın daha esnek ve eklektik bir yapıya sahip olduğu görülür.

Bu durum, muhafazakarlığın katı ideolojik bir ütopyadan hoşlanmamasıyla izah edilebilir. Bu yüzden muhafazakarlık dönemsel ve mekansal farklılıklar gösterir. Mutlakiyetçi yaklaşımlardan, en ılımlı doktrinlere kadar geniş bir yelpazede yer alan muhafazakarlık farklı versiyonlarıyla homojen olmayan bir olgu olarak görülür.

Bu yüzden, genel bir kavramlaştırma çerçevesi içerisinde, muhafazakarlık ”belirli bir tarihsel olgunun ürünü olarak ortaya çıkan bir ideoloji, bu sürece yönelik tepkilerin oluşturduğu bir dünya görüşü, mevcudu muhafaza etmeyi amaçlayan bir siyaset anlayışı ve pratiği, esas olarak modernlik karşısındaki kaygıları temalaştıran bir sosyal teori biçiminde veya değişimi olumsuzlamaya yönelik ve bütün toplumlara genelleştirilebilecek bir tavır, verili bir durumdan ötekine geçişte konumları sarsılan birey, grup ve tabakaların tepkisel tutumları” olarak tanımlanabilir.

Kaynakça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir