Cumhuriyet Kavramı

Cumhuriyet kavramı, en eski ve en tartışmalı siyasi kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Siyasal düşüncenin doğuşuyla birlikte filozofların ”iyi bir yönetim nasıl olmalıdır?” adlı sorusuna cevap aranırken karşılarına çıkan ve çokça kullanılan bir kavram olarak ”Cumhuriyet Kavramı” mevcudiyetini korumaktadır.

Cumhuriyet Kavramı oldukça tartışma götüren bir kavram olması bakımından oldukça kavram karmaşasını içerisinde barındırmaktadır. Bu sebepten ötürü Cumhuriyet Kavramını birçok açıdan tanımlama girişimi içerisinde olacağız.

Etimolojik Olarak Cumhuriyet Kavramı

Res publica, en geniş anlamıyla ‘kamu işleri, siyaset, politika, cumhuriyet” olarak geçmektedir. Publica kelimesi kamuyu, halkı nitelendirirken tanımlamayı zorlaştıracak olan ” Res ” kelimesi ‘mal ve mülk’ gibi bir anlamı içerisinde barındırmaktadır.

Burada ki mal halkın malı mülkü olarak anlamlandırılmalıdır. Dolayısıyla Res publica halkın malını kullanma yetisi olarak da nitelendirmek mümkündür. Bu anlamıyla bakıldığında Res publica bir meşruiyet ölçütü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Res publica, halka ait olanın, halk için, halk tarafından yönetilmesidir. Bu önermeden çıkartılacak ilk sonuç, siyasal meşruiyetin sağlanabilmesi için halka ait olan malların toplumun ortak çıkarı adına kullanması şartıdır.

İkinci sonuç ise ”halk tarafından yönetilme” önermesinde yatan halkın siyasi yönetime katılma sorumluluğunun bulunmasıdır. Her bireyin kendini kamusal alanda, yönetime katılabilmesi yetisine sahip olmalıdır.

Tarihsel Anlamda Farklılaşan Cumhuriyet Kavramı

Etimolojik olarak Cumhuriyet kavramının araştırılması yetersiz veri vermektedir. Etimolojinin yanında siyasal tarih ve siyasal düşünce tarihi açısından hangi aşamalardan geçtiğini saplamakta bu kavramın nasıl bir serüven izlediğini kavrayabilmemiz açısından oldukça önemlidir.

Cumhuriyet kavramının ilk kökeni Antik Yunan’ın ‘demokrasi‘ biçimidir. Siyasal yönetim alanında bu dönem demokrasi ve cumhuriyet ile ilgili ilk ilkel verileri sunması açısından önemlidir. Günümüzden farkı ise siyasal yönetimi belirli bir mülkiyet kısırlığı içerisinde sunmasıdır. Halk kavramı bu dönemde ‘kadınları ve köleleri’ kapsamadığından dolayı onları dışarıda tutan bir yönetim biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.

İkinci evre olarak Roma Cumhuriyeti kavramı oldukça önemlidir. Antik Yunanlıların politeia evresini, Romalılar res publica kelimesine evrimleştirmişlerdir. Romalıların bu dönüşümü günümüz demokrasisine daha yakınlık teşkil etmektedir. Çünkü Antik Yunanın o mülkiyet kısırlığı bir nebzede olsa genişletilmiştir.

Üçüncü evre olarak karşımıza Ortaçağ gelmektedir. Bu dönemde halk-vatandaş kavramları dinsel bir boyuta dönüşerek inananlar topluluğu şeklinde dönüşüm gerçekleşmiştir. Bu dönemin Cumhuriyet algısı ” inananlar topluluğu ” şeklindedir.

Dördüncü evre ise 16. yüzyıl Ortaçağ karanlığından çıkıldığı ve kavramların tekrar teorize edildiği bir ara dönem olarak belirtebiliriz. Bu evrede artık Romanın res publicası devlet ile anlamdaş biçiminde kullanılmaya başlamıştır. Bu evre monarşiler çağı olarak da vurgulayabiliriz. Egemenlik tamamıyla krallara ait olan bir evredir.

Beşinci aşama ise artık siyasal iktidar tipini karşılayan devlettir. Egemenlik tamamıyla halka ait olandır. Respublica artık monarşik olmayan bir devlet yönetim biçimi şeklinde tanımlanmaktadır. Cumhuriyetin çağdaş anlamı, devlet başkanının seçimle belirlendiği yönetim biçimidir.

Kaynakça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir